Ebu Hanife En-Numan -1

»Hayatından şahane anlar»

«Ebu Hanife´den daha akıllı, daha fa ziletli ve daha takvalısmi görmedim»[1]

e parlak yüzlü, tatlı ve güzel sözlüydü. Boyu ne çok uzun, ne de hoşlanılmayacak derecede kısaydı.

Ayrıca o çok şık elbiseler giyen, çok güzel kokan birisiydi. İnsan­ların arasına çıktığında, daha görmeden, onu kokusundan tanırlardı.

İşte bu; Ebu Hanîfe künyeli en-Numan İbn Sabit İbn el-Merzuban´-dir. O, fıkhın kabuklarını yarıp içindeki şaheserlerini ortaya çıkaran­ların ilkidir.

Ebu Hanîfe Emevîler devrinin sonunun bir kısmına, Abbasiler dev­rinin de başının bir kısmına yetişmiştir,

O, halifeler ve valilerin ilim ve marifet sahiplerine bol bol ih­sanda bulunup da onlara, haberleri olmadan her taraftan bol bol gelir gelmeye başladığı bir zamanda yaşamıştır.

Ancak Ebu Hanîfe, [2] lmini ve nefsini bundan korumuş, sağ elinin kazandığından yemek ve elinin daima veren el olması şeklinde işini sağlama bağlamıştı...

Bir defasında el-Mansur onu, ziyaretine gelmeye davet etmişti. Ebu Hanîfe onun yanına varınca el-Mansur ona aşırt saygı ve ikramda bulundu. Onu yakınına oturttu. Din ve dünya işlerinden birçoğu hak­kında ona soru sormaya başladı.

Ebu Hanîfe onun yanından ayrılmak isteyince, el-Mansur´un meş­hur olan cimriliğine göre ona içinde otuz bin dirhem bulunan bir kese verdi.

Ebu Hanîfe ona şöyle dedi:

«Müminlerin ernîri! Ben Bağdad´da kimsesizim... Benim bu para için yerim yok. Ona bir zarar gelmesinden korkuyorum.

Onu benim için beytülmalde (hazinede) sakla, ihtiyacım olduğun­da ben onu senden isterim».

El-Mansur onun isteğini kabul etti.

Ancak o günden sonra Ebu Hanîfe´nin hayatî uzun sürmedi.

Öldüğünde evinde, halka ait, bu miktarın kat kat üstünde olan emanetler bulundu.

El-Mansur bunu duyunca şöyle dedi:

«Allah Ebu Hanîfe´ye rahmet etsin. Bizi aldatıp birşey almayı ka­bul etmedi.»

Hiç tuhaf değildir. Ebu Hanîfe, kişinin, eünin emeğiyle elde ettiği lokmadan daha temiz ve değerli bir lokma yemediğine inanırdı.

Bu sebeple onun, vaktinin bir kısmını ticarete ayırdığını görüyoruz.

O, kumaş ve elbise alıp satardı. Kervanı Irak şehirlerine gider ge­lirdi.

Halkın alışverişe geldiği bir dükkanı vardı. Orada doğru, dürüst muameleyi, ahş-verişte güveni görürlerdi.

Onların oradan büyük bîr zevk duyduklarında da hiç şüphe yoktu.

Onun ticareti ona bol hayır ve ?Allah´ın lutfu olarak? bol para getiriyordu.

O malı helâlinden alır mahalline koyardı.

Onun şöyle yaptığı meşhurdur: Üzerinden bir yıl geçince ticaret­ten elde ettiği kârı hesap eder. Onun, geçimine yetecek kadar olanını endinde bırakır. Geri kalanıyla Kurra (Kur´an okuyanlar), muhaddis ve ilim öğrenenlerin ihtiyaçlarını, yiyecek ve giyeceklerini satın alırdı.

Onların her birine bir miktar para ayırır ve hepsini onlara verir ve şöyle derdi:

«Bunlar, Allah´ın benim vasıtamla sizin için gerçekleştirdiği tica­ret mallarının kârlarıdır.

Vallahi, ben size kendi paramdan hiçbir şey vermedim.

Ancak bu, sizin için Allah´ın bana Iutfetmesidİr.

Allah´ın rızkında, Allah´tan başka hiç kimsenin gücü yoktur».

Ebu Hanîfe´nin özellikle dost ve yakınlarına karşı cömertliği ve iyiliği hakkındaki haberler her tarafa yayılmıştır.

Bunlardan birisi şöyledir: Dostlarından biri, bir gün onun dükkâ­nına gelip:

«Ebu Hanîfe! Benîm yünlü kumaştan yapılmış bir elbiseye ihtiya­cım var» dedi.

Ebu Hanîfe ona: «Rengi nasıl olacak» dedi. O: «Şöyle, şöyle» diye cevap verdi.

Ebu Hanîfe: «Bana öyle bir elbise gelinceye kadar sabret,´onu ben senin için alacağım».

Bir hafta geçtikten sonra, istenilen elbise eline geçti. Arkadaşı ona uğradı. Ebu Hanîfe:

«Aradığın şey elime geçti» dedi ve elbiseyi çıkarıp ona verdi. Arkadaşı onu beğendi ve:

«Çırağına, ne kadar para ödiyeceğim» dedi.

Ebu Hanîfe: «Bir dirhem [3]dedi.

Adam garip bir tavırla: «Bir dirhem mi?!» dedi.

Ebu Hanîfe: «Evet» dedi.

Adam ona: «Ebu Hanîfe! Senin benimle alay edeceğini zannet­mezdim» dedi.

Ebu Hanîfe: «Ben seninle alay etmedim... Ancak bu elbiseyi ve onunla birlikte bir başkasını on dinar altına ve bir gümüş dirheme sa­tın aldım.

İki elbiseden birini on dinar altına sattım. Bir dirhem karşılığın­da da bende bu elbise kaldı.

Ben dostumdan asla kâr almam».

Ona, ipekli kumaştan yapılmış bîr elbise isteyen yaşlı bir kadın

geldi.

İstediği elbiseyi onun için çıkardı. Kadın ona:

«Ben yaşlı bir kadınım. Fiyatlardan haberim yok.

Fiyatlara güvenip güvenemiyeceğim hakkında da bilgim yok.

Elbiseyi bana satın aldığın fiyata, az bir kâr ilâve ederek sat. Çün­kü fakirim» dedi.

Ebu Hanîfe ona: «Ben bîr defada iki elbise satın aldım. Daha son­ra birisini, ikisine ödediğim paradan dört dirhem eksiğine sattım. Onu dört dirhem karşılığında al. Senden hiç kâr istemiyorum» dedi.

Bir gün o dostlarından birinin üzerinde eski bir elbise görmüştü. Herkes gidip sadece kendisi ve o adam kalınca:

«Şu seccadeyi kaldır ve altındakini al» dedi.

Dostu seccadeyi kaldırdı, onun altındaki bin dirhemi gördü.

Ebu Hanîfe ona:

«Onları al ve durumunu onlarla düzelt» dedi.

Adam da:

«Ben zenginim, Allah bana bol nimet vermiştir. Benim onlara htiyacım yok» dedi.

Ebu Hanîfe ona şöyle dedi:

«Madem ki, Allah sana bol nimet verdi, peki onun nimetinin eser­leri hani?

Resûlüllah´ın [s.a.v.) buyurduğu şu söz sana ulaşmadı mı? «Allah, nimetinin eserini kulunun üzerinde görmeyi sever».

Senin, dostunu üzmemen İçin .durumunu ve görünüşünü düzelt­men gerekir».

Ebu Hanîfe´nin cömertliği ve insanlara iyilik severliği, şu dere­ceye gelmişti: Çoluk çocuğuna bir harcamada bulunduğunda aynısını başka ihtiyaç sahiplerine de tasadduk ederdi.

Yeni bir elbise giydiği zaman onun değerinde yoksullara da giy­dirirdi.

Yemek önüne koyulduğunda, ondan her zamanki yediği miktarın bir katı kadarını alır, onu fakirlere verirdi.

Şu da onun hakkında anlatılanlardandır: O, konuşurken Allah´a ye­min etmemek için kendi kendine söz vermişti. Yoksa bir dirhem gü­müş sadaka verecekti. Daha sonra bu konuda gittikçe ilerlemeye baş­ladı. Öyle olunca, eğer Allah´a yemin ederse altından bir dinarı sada­ka olarak vermeye söz verdi. Doğru olarak yemin ettiğinde de bir di­nar sadaka veriyordu.

Hafs İbn Abdirrahman, Ebu Hanîfe´nin kervanlarından birine or­tak olmuştu. Ebu Hanîfe ona kumaş ve elbiseler hazırlıyor ve onunla birlikte İrak şehirlerinin bazılarına gönderiyordu.

Bir defasında ona birçok ma! hazırladı. Bazı elbiselerde bir takım kusurlar olduğunu bildirdi ve ona şöyle dedi:

«Onları satmak istediğinde müşteriye kusurlarını açıkla»,

Hafs bütün malları sattı. Müşterilere kusurlu elbiselerin kusur­larını açıklamayı unuttu.

Hafs kusurlu elbiseleri sattığı kişileri hatırlamak için kendini zor­ladı. Ama başaramadı.

Ebu Hanîfe meseleyi öğrenip aldatılan kimseleri tanıma imkânına sahip olamayınca, bütün malların değerlerini tasadduk edinceye ka­dar yerinde duramadı ve gönlü rahat etmedi.

Bütün bunların üstünde Ebu Hanîfe, muamelesi iyi, dostluğu tatlı bir kimseydi. Dostu onun yüzünden mutlu olurdu.

Onun hakkında konuşan kimse, ona düşman bile olsa, onun yüzün­den mutsuz olmazdı.

Dostlarından birisi şöyle anlatır:

Abdullah İbn Mübarek´în [4] üfyan es-Sevrî´ye [5]şöyle dediğini duydum:

«Ebu Abdillah! Ebu Hanîfe gıybetten ne kadar uzak!.

Ben onun hiçbir düşmanını kötülükle andığını duymadım».

Süfyan ona şöyle cevap verdi;

«Ebu Hanîfe, sevaplarına çok iyi sahip olur. Onları gidermez».

Ebu Hanîfe insanların sevgisini kazanmaya çok düşkün ve onlar­la olan dostluğunu sürdürmeye çok önem verirdi.

Onun şu hali meşhurdur: Çoğunlukla halktan birisi ona uğrar, belli bir maksadı olmadan biraz onun meclisinde otururdu.

Kalkarken, Ebu Hanîfe onun halini hatırını sorardı. Eğer fakirse ona para verirdi...

Eğer hastaysa onun ziyaretine giderdi...

Bir ihtiyacı varsa onu yerine getirirdi...

Böylece onunla dostluğunu ve ilişkisini sürdürürdü...

Bütün bunların üstünde Ebu Hanîfe, gündüzleri oruç tutan, gece­leri namaz kılan, Kur´an okuyan ve seherlerde istiğfar eden birisiydi...

Çok ibadet etmesi ve kendini ona vermesi sebebiyle o, bir gün bir topluluğun yanından geçerken kendisi hakkında:

«Gördüğünüz bu adam geceleri uyumaz dediklerini duydu».

Onların bu sözünü duyar duymaz şöyle dedi:

«Ben insanların yanında, Allah´ın yanında olduğumun aksineyiın.

Vallahi şu andan itibaren halk benim hakkımda, yapmadıklarımı konuşmayacaklar.

Bugünden sonra, Allah´a kavuşuncaya kadar geceleri başımı yastı­ğa koyrnıyacağim».

O günden itibaren bütün geceyi, Azîz ve Celîl olan Allah´ın şu sö­zünü tekrar ederek geçirmiştir:

O günden itibaren bütün geceyi ibadetle geçirmeye başladı. Gece olup herkes yataklarına çekilince, o kalkar en güzel elbise­lerini giyer, sakalını tarar koku sürünürdü.

Daha sonra köşesine çekilir, gecesini namaz kılarak, Kur´an oku­yarak veya elleri havada dua ederek geçirirdi. Bazan Kur´an´ın tamamını bir rekatta okur... Bazan bütün geceyi bir ayetle geçirirdi...

Anlatılır ki bütün geceyi, Azîz ve Celîl otan Allah´ın şu sözünü tekrar ederek geçirmiştir:

«Kıyamet onların azâb ile va´dedi I di ki eri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür!» [6]

O, Allah korkusundan kalp damarlarını koparacak ve kalpleri par­çalayan bir şekilde boğuk bir sesle ağlardı.

Onun hakkında şu da meşhurdu: Kırk yıla yakın yatsı abdestiyle sabah namazını kılmış ve bu süre zarfında bunu bir defa bile aksat-mamıştır.

Vefat ettiği yerde yedi bin defa Kur´an´ı hatmetmiştir.

Ziizal suresini okuduğunda tüyleri diken diken olur ve korkudan kalbi titrerdi...

Eliyle sakalını tutar ve şöyle demeye başlardı, «Ey zerre miktarı iyiliğe iyilik veren... Ey zerre miktarı kötülüğe kötülük veren... Kulun en-Nu´man´ı ateşten koru... En-Nu´man´ı ona yaklaştıranlardan uzak tut...

Ve onu geniş rahmetine sok, ey merhamet edenlerin en merha­metlisi!»[7]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Yezîd İbn Harun.

[2] Bazı alimler Ebu Hanîfe´nin bazı sahabilerle görüştüğü, fakat onlardan hadis rivayet etmediği kanaatine varmışlardır.

Neticede tabiîlik vasfı için sohbet ve hadis semaı´nı (dinlenilmesini) şart koşan alimlere göre Ebu Hanîfe tabiî sayılmaz. Fakat ekseriyetin kabul ettiği ve «mülâkât»a (görüşmeye) inhisar ettirilen şorta göre Ebu Hanîfe tabiilerden biri sayılmaktadır. Bu takdirde e!-Hakim en-Neysaburi´nin tasnifine göre, Ebu Hanîfe tabiîlerin eh son tabakasına, yani onbeşinci tabakaya dahildir. (Bu bil­giler M. Tayyib Okiç´in Konya Yüksek İslâm Enstitüsü Hadis ders notlarından İktibas edilmiştir.) Çeviren

[3] Dirhem gümüşten, dinar altından olur

[4] Abdullah İbn Mübarek: Müslüman büyüklerinden ve tebeu´t-tabiînden biridir. Benzersiz bir tacir ve meşhur bir mücahiddir

[5] Süfyan es-Sevrî: Hadis imamlarından biridir. Zamanında helâl ve haramı on­dan daha İyi bilen yoktu

[6] Kamer, 46.

[7] Dr. Abdurrahman Re?fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 2/462-468.

No comments yet

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

sponsorlu bağlantılar

Anket

Kitap okuyor musunuz?: