Ecel ve Öldürülenin Eceli Meselesi
A) Ecel Kelimesinin Lügat Ve Istılah Mânâları
B) Maktul Eceliyle mi Ölür?
A) Ecel Kelimesinin Lügat Ve Istılah Mânâları
Ecel kelimesi masdardır. Dilcilere göre mânâsı, mutlak vakit, bir şeyin bütün müddeti veya bir şeyin müddetinin sonu demektir. Daha sonra ecel kelimesi, «Ömrün sonu» mânâsına kullanılmış ve bu mânâ meşhur olmuştur.
O halde ecel, hayatın son bulması ve ölümün gelmesidir. Yani ecel, ölüm için muayyen ve mukadder olan (belirlenen ve takdir olunan) vakit demektir. Çoğulu âcâl gelir.
Her ferdin ve her milletin muayyen bir eceli, yâni hayâtının sonu vardır. Bu ecel her şahıs için bir tanedir. Ecel, Allah´ın Kaza ve Kaderiyle olup, asla değişmez. Her hayat sahibinin eceli, ezelde takdir olunan ve belirlenen vaktinden ne Önce gelebilir, ne de o vakitten sonraya kalabilir. [1]
O halde her fert ve her cemaatin hayatı muayyen olup, eceli geldiği zaman hayatı mutlaka son bulacaktır. Her canlının hayat bulması, Hak Teâlâ´nın halk ve takdiriyle olduğu gibi, hayatının nihayete ermesi de, Cenab-ı Hakk´m takdiriyledir. Çünkü Allah, muhyî ve mümittir. Hayat ve ölüm, Hak Teâlâ´mn «Tekvin» sıfatının tecellileridir. Yani canlılara hayat vermek de, hayatını sona erdirmek de Allahu Teâlâ´nın Fiillerindendir.
Fakat, acaba maktul de eceliyle mi ölür?
Bu konuda Ehl-i Sünnet ve Mû´tezüe ulaması ayrı ayrı görüşere sahiptirler. Bu ihtilâf, «ETâM ibâd» ve «Mütevellidât» bahis-lerindeki görüş ayrılıklarından doğmuştur.
Bilindiği üzere Ehl-i Sünnet; «Kulun kendi iradesiyle yaptığı işlerin halikı Allah´dır. Kul ise kâsibdir» der.
Mû´tezile ise; «Kul kendi iradesiyle yaptığı işlerin halikı oldu-ı gibi mütevellidât denen, o işlere terettüp eden şeylerin de halikıdır» derler. Yani Mû´tezile´ye göre; meselâ katletmek fiilinin hakkı kuldur. Çünkü kulun kendi ihtiyarıyla yaptığı işler, ya dövmek, kırmak, katletmek gibi doğrudan doğruya ve vasıtasız olarak kendinden sâdır (yani vasıtasız) olur. Veya dövülmek, kırılmak ve öldürülmek gibi, «gayr-ı mübaşir» olarak, başkaları üzerinde vâki olur. Her iki fiilin de halikı Mû´tezile´ye göre kul, Ehl-i Sünnet´e göre Yüce Allah´dır.
Bu izahattan anlaşılacağı veçhile «Maktul eceli üe mi ölür» mes´elesi, «Halk-ı Ef´âl-i îbâd» bahsinden doğduğundan, «Allah´ın ETiilleri» bölümünde ele almayı uygun bulduk.[2]
B) Maktul Eceliyle Mi Ölür?
Ef´âl-i ibâd ve mütevellidât bahislerindeki ihtilâfın tabiî bir neticesi olarak, bu konuda da Ehl-i Sünnet üe Mû´tezile ihtilâf etmişlerdir.
Şimdi, her iki mezhebin görüşlerini özetliyerek, delillerini zikredelim :
1- Ehl-i Sünnet´e Göre :
Maktul, yani katledilerek öldürülen şahıs, eceliyle ölür. Katilin tatletmesi ile değil. Çünkü ezelde tâyin ve tesbit edilen ecel, tak-dir-i ilâhî olarak değişmez. Şayet maktul farzedilen kişi katlolun-mazsa, tabiî olarak o vakit ölmesi de, ölmemesi de caizdir. Katledilmekle maktulün eceli anlaşılmış olur. Fakat katledilmediğini farze-dersek, onun eceli ne vakittir, kesin olarak, bilinemez. Bu bakımdan, o şahsın eceli hakkında verilecek hüküm, yaşıyan diğer şahıslar hakkında verüecek hükmün aynıdır.
Ehl-i Sünnet´e göre ecel; hayâtın tereddütsüz ve kesin olarak son bulduğu zamandır [3]
Yâni ecel :
«Her hayat sahibinin hayatının kesin olarak son bulması için Hak Teâlâ´nm ezelde takdir buyurmuş olduğu muayyen bir zamandır.»
Kulun katletme fiüinden hemen sonra ölümün halk edilmesi, değişmeyen bir Sünnet-i üâhîyyedir. Yoksa kaatil bu füli ile, katledip öldürdüğü şahsın ömrünü kısaltarak, tabiî olan ecelini kısaltmış ve onu öne almış değildir. Zira Hak Teâlâ ilm-i ezelîsinde, o vakit gelince, o fülin vâki olacağını biliyordu; o şahsın ecelini de ona göre ayarlayıp ezelde takdir ve tesbit etti. Kaatil, maktulün ecelini öne almadığına göre, cezaya müstahak oluşu bu bakımdan değü, «adam öldürmeyin» şeklindeki emr-i ilâhî´ye uymayarak, dînin yasak ettiği kötü bir fiili kendi irade ve ihtiyarıyla kesbetmiş olması sebebiyledir.
Ehl-i Sünnet bu görüşlerini isbat için, şöyle bir delil ve mantıkî kıyas tanzim etmişler ve delillerini aşağıdaki âyet-i kerîme üe teyid etmişlerdir :
Söz konusu delil şöyledir :
«Hak Teâlâ, her kulun eceli olduğunu, bu ecelin takdim ve te´-hir edilmeden yani Öne alınmadan veya geriye bırakılmadan zamanı gelince mutlaka tahakkuk edeceğini kesin olarak bildirmiştir.
Herkes, Hak Teâlâ´nm bu şekilde takdir ve tâyin edeceği eceliyle ölür.
O halde maktul de eceli ile ölür.»
Delüe muhtaç olan birinci kaziyyeyi şu âyetle isbat ederler :[4]
«Allah hiçbir kimseyi, eceli gelince asla geri bırakmaz.»[5]
«... Her milletin (hayatını sona erdiren) bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman artık bir saat sona da kalamazlar, öne de geçemezler.»
Bu âyet-i kerîme ise, her ferdin olduğu gibi, her milletin de ecelinin bir olduğunu, bu ecelin gelince geri kalmıyacağı gibi, daha önce de gelmiyeceğihi, binâenaleyh ölümün tam zamanında mutlaka vuku bulacağını açık olarak bildirmektedir.
Her iki âyetten de aynı mânâ anlaşıldığına, her insan ve her milletin eceli bir olduğuna göre, maktul (katlolunan şahıs) da eceliyle ölür.
«Sadaka ömrü arttırır» gibi hadîsler ise; insanları güzel ve hayırlı işler yapmağa rağbet ve teşvik için buyurulnıuş, veya bu gibi şahıslar ezelde Hak Teâlâ´ya malûm olduğundan, onların ömürlerini daha ziyâde takdir buyurmuştur. Yoksa evvelce takdir olunan ömürleri, daha sonra ibâdetleri yüzünden değiştirilerek arttırılır, mânâsına değildir.
Bazı âlimlere göre, ömrün artmasından maksat, eîem ve kederden uzak olarak huzur ve saadet içinde yaşamaktan ibarettir. Zira böyle bir hayat ömre bereket verir.
2- Mû´tezile´nin Ekserisine Göre îse :
Maktul eceliyle Ölmez, kaatilin fiili sebebiyle Ölür. Zira Hak Teâ-lâ kaatile; maktulün ecelini kesme kudreti vermiştir. Eğer katledilerek ölmezse, Allah´ın ona takdir ettiği eceli gelinceye kadar mutlaka yaşar. İşte bu bakımdan, yani kaatil maktulün ecelini keserek tabiî ömrünü azalttığı için azaba müstehaktır, diyorlar.
Bu görüşlerini te´yid için de şu delilleri zikrederler :
a) Bazı ibâdet ve tâatın ömrü artırdığına dâir bir çok hadîsler vardır, ömür, artmayı kabul ettiğine göre azalabilir de.. O halde kaatil maktulün ömrünü azaltabilir, ve maktul eceliyle ölmez.
Cevabı : Bu hadislerdeki ömrün artmasından maksat, «Sadaka ömrü arttırır» hadisinde beyan ettiğimiz hususlardır. Esasen bu hadisler had is-i âhâddır. Kat´iyyet ifâde eden âyetlerin hükmünü kaldıramaz.
b) Eğer maktul eceliyle Ölmüş olsaydı, kaatil bu fiilinden dolayı kötülenmeye, kısas ve azaba müstahak olmazdı.
Fakat kısas ve azaba müstahak olmaması icmâ´ ile bâtıldır. O halde, maktul eceliyle değü, kaatilin fiili ile ölür.
Mû´tezile kelâmcıları yukarıda belirttiğimiz iddialarını böyle «istisnaî» bir kıyas yoluyla isbata çalısmışlarsa dâ, Ehl-i Sünnet bilginleri şu şekilde cevap vermişlerdir :
Maktulün eceliyle Ölmesi, kaatilin dünya ve âhirette azaba müstahak olmamasını gerektirmez. Zira kaatilin kısas ve azaba müstahak olması, maktulün ecelini kesip kesmemesi bakımından değil, işlenmesi dînen yasak ve işlendiği takdirde Sünnet-i îlâhîyyenin bir îcabı olarak Ölüm hâdisesinin vukua geleceği kötü bir fiili, kendi irade ve ihtiyariyle yapmasından ve şeriatın emrine muhalif hareket etmesindendir. Zira kul, kendi irâde ve ihtiyariyle sebepleri hazırlamış, şeriate muhalefet etmeyi göze almış ve maktulü, Hak Teâlâ´-nın onun hakkında takdir ettiği ecelini bilmeden, ölmesine sebebiy-yet veren fiili işlemiştir. Maktul eceliyle ölmüştür ama, kaatil de elbet bu kötü fiilinin ve dîne aykırı hareketin cezasını çekecektir.
Yukarıdaki açıklamalardan ve Mû´tezile´ye verilen cevaptan da anlaşılacağı gibi Ehl-i Sünnet´in görüşü daha kuvvetli ve kabule şayandır.
Mû´tezile ulemâsından bazılarının, Ebu Huzeyl´in ve Kâ´bî´nin bu konuda başka görüşleri varsa da, bunlar zayıf ve kifayetsiz olduğundan zikre şayan görülmemiştir [6]
Yalnız maddeye inanan ve her şeyi maddî ölçüçlerle izah eden bazı filozoflar, her canlının, iki türlü eceli olduğunu söylerler :
Birincisi : «Tabiî ecel» dir ki, canlı varlığın cismindeki hararet ve rutubetin nihayete ermesiyle meydana gelir. Bu ölüm, fıtrî ve ga-rizî olan hararetin sönmesi ve rutubetin zevâliyle, hiçbir haricî varlığın tesir ve müdahalesi olmadan meydana gelir. Bu tabiî ölüm, tıp-ki gazı biten bir lâmbanın sönmesi gibidir.
İkincisi ise : «İhtiramı» denilen eceldir ki bu, hastalık, haricî bir tesir veya kaza sonunda vaktinden önce meydana gelen ölümlerdir. Tabiî olmayan bu türlü ölümler, lâmbanın gazı. olduğu halde, haricî bir sebeble sönmesine benzetilebilir, demektedirler.
Hayvan ve insan gibi canlı varlıkları, et, kemik, rutubet ve hararetten ibaret sanan, ruhu ve her şeyi yaratan Yüce Allah´ın varlığını inkâra sapan bu gibi sözde filozoflara, Allah´ın varlığını isbat bahsinde gereken cevap verilmiştir Sonra, ayni imkân ve şartlara sahib olan insanların bazılarının kısa, bazılarının orta, diğer bir kısmının da (Nuh A.S. gibi) uzun ömürlü olmalarını, bu gibiler nasıl izah ederler?[7]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Yûnus : 49; Münafikûn : 63
[2] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 375-376.
[3] ????????????..
[4] Münafikûn : 11
[5] Yûnus : ,49
[6] Bak : Şerh-i Mevakıf : c. m, s. 124 - 125; Şerh-i Makâsıd : c. II. s. 118 - 119: Tavhidü´l - Akâid : s. 125 -126; Fakülte Notlan (Musa Salih Şeref), s. 12-21: Serh´ul-Akâid en-Nesefiyye : s. 379-383; Tenkıhu´l-Kelâm... s. 261-256.
[7] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 376-380.
B) Maktul Eceliyle mi Ölür?
A) Ecel Kelimesinin Lügat Ve Istılah Mânâları
Ecel kelimesi masdardır. Dilcilere göre mânâsı, mutlak vakit, bir şeyin bütün müddeti veya bir şeyin müddetinin sonu demektir. Daha sonra ecel kelimesi, «Ömrün sonu» mânâsına kullanılmış ve bu mânâ meşhur olmuştur.
O halde ecel, hayatın son bulması ve ölümün gelmesidir. Yani ecel, ölüm için muayyen ve mukadder olan (belirlenen ve takdir olunan) vakit demektir. Çoğulu âcâl gelir.
Her ferdin ve her milletin muayyen bir eceli, yâni hayâtının sonu vardır. Bu ecel her şahıs için bir tanedir. Ecel, Allah´ın Kaza ve Kaderiyle olup, asla değişmez. Her hayat sahibinin eceli, ezelde takdir olunan ve belirlenen vaktinden ne Önce gelebilir, ne de o vakitten sonraya kalabilir. [1]
O halde her fert ve her cemaatin hayatı muayyen olup, eceli geldiği zaman hayatı mutlaka son bulacaktır. Her canlının hayat bulması, Hak Teâlâ´nın halk ve takdiriyle olduğu gibi, hayatının nihayete ermesi de, Cenab-ı Hakk´m takdiriyledir. Çünkü Allah, muhyî ve mümittir. Hayat ve ölüm, Hak Teâlâ´mn «Tekvin» sıfatının tecellileridir. Yani canlılara hayat vermek de, hayatını sona erdirmek de Allahu Teâlâ´nın Fiillerindendir.
Fakat, acaba maktul de eceliyle mi ölür?
Bu konuda Ehl-i Sünnet ve Mû´tezüe ulaması ayrı ayrı görüşere sahiptirler. Bu ihtilâf, «ETâM ibâd» ve «Mütevellidât» bahis-lerindeki görüş ayrılıklarından doğmuştur.
Bilindiği üzere Ehl-i Sünnet; «Kulun kendi iradesiyle yaptığı işlerin halikı Allah´dır. Kul ise kâsibdir» der.
Mû´tezile ise; «Kul kendi iradesiyle yaptığı işlerin halikı oldu-ı gibi mütevellidât denen, o işlere terettüp eden şeylerin de halikıdır» derler. Yani Mû´tezile´ye göre; meselâ katletmek fiilinin hakkı kuldur. Çünkü kulun kendi ihtiyarıyla yaptığı işler, ya dövmek, kırmak, katletmek gibi doğrudan doğruya ve vasıtasız olarak kendinden sâdır (yani vasıtasız) olur. Veya dövülmek, kırılmak ve öldürülmek gibi, «gayr-ı mübaşir» olarak, başkaları üzerinde vâki olur. Her iki fiilin de halikı Mû´tezile´ye göre kul, Ehl-i Sünnet´e göre Yüce Allah´dır.
Bu izahattan anlaşılacağı veçhile «Maktul eceli üe mi ölür» mes´elesi, «Halk-ı Ef´âl-i îbâd» bahsinden doğduğundan, «Allah´ın ETiilleri» bölümünde ele almayı uygun bulduk.[2]
B) Maktul Eceliyle Mi Ölür?
Ef´âl-i ibâd ve mütevellidât bahislerindeki ihtilâfın tabiî bir neticesi olarak, bu konuda da Ehl-i Sünnet üe Mû´tezile ihtilâf etmişlerdir.
Şimdi, her iki mezhebin görüşlerini özetliyerek, delillerini zikredelim :
1- Ehl-i Sünnet´e Göre :
Maktul, yani katledilerek öldürülen şahıs, eceliyle ölür. Katilin tatletmesi ile değil. Çünkü ezelde tâyin ve tesbit edilen ecel, tak-dir-i ilâhî olarak değişmez. Şayet maktul farzedilen kişi katlolun-mazsa, tabiî olarak o vakit ölmesi de, ölmemesi de caizdir. Katledilmekle maktulün eceli anlaşılmış olur. Fakat katledilmediğini farze-dersek, onun eceli ne vakittir, kesin olarak, bilinemez. Bu bakımdan, o şahsın eceli hakkında verilecek hüküm, yaşıyan diğer şahıslar hakkında verüecek hükmün aynıdır.
Ehl-i Sünnet´e göre ecel; hayâtın tereddütsüz ve kesin olarak son bulduğu zamandır [3]
Yâni ecel :
«Her hayat sahibinin hayatının kesin olarak son bulması için Hak Teâlâ´nm ezelde takdir buyurmuş olduğu muayyen bir zamandır.»
Kulun katletme fiüinden hemen sonra ölümün halk edilmesi, değişmeyen bir Sünnet-i üâhîyyedir. Yoksa kaatil bu füli ile, katledip öldürdüğü şahsın ömrünü kısaltarak, tabiî olan ecelini kısaltmış ve onu öne almış değildir. Zira Hak Teâlâ ilm-i ezelîsinde, o vakit gelince, o fülin vâki olacağını biliyordu; o şahsın ecelini de ona göre ayarlayıp ezelde takdir ve tesbit etti. Kaatil, maktulün ecelini öne almadığına göre, cezaya müstahak oluşu bu bakımdan değü, «adam öldürmeyin» şeklindeki emr-i ilâhî´ye uymayarak, dînin yasak ettiği kötü bir fiili kendi irade ve ihtiyarıyla kesbetmiş olması sebebiyledir.
Ehl-i Sünnet bu görüşlerini isbat için, şöyle bir delil ve mantıkî kıyas tanzim etmişler ve delillerini aşağıdaki âyet-i kerîme üe teyid etmişlerdir :
Söz konusu delil şöyledir :
«Hak Teâlâ, her kulun eceli olduğunu, bu ecelin takdim ve te´-hir edilmeden yani Öne alınmadan veya geriye bırakılmadan zamanı gelince mutlaka tahakkuk edeceğini kesin olarak bildirmiştir.
Herkes, Hak Teâlâ´nm bu şekilde takdir ve tâyin edeceği eceliyle ölür.
O halde maktul de eceli ile ölür.»
Delüe muhtaç olan birinci kaziyyeyi şu âyetle isbat ederler :[4]
«Allah hiçbir kimseyi, eceli gelince asla geri bırakmaz.»[5]
«... Her milletin (hayatını sona erdiren) bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman artık bir saat sona da kalamazlar, öne de geçemezler.»
Bu âyet-i kerîme ise, her ferdin olduğu gibi, her milletin de ecelinin bir olduğunu, bu ecelin gelince geri kalmıyacağı gibi, daha önce de gelmiyeceğihi, binâenaleyh ölümün tam zamanında mutlaka vuku bulacağını açık olarak bildirmektedir.
Her iki âyetten de aynı mânâ anlaşıldığına, her insan ve her milletin eceli bir olduğuna göre, maktul (katlolunan şahıs) da eceliyle ölür.
«Sadaka ömrü arttırır» gibi hadîsler ise; insanları güzel ve hayırlı işler yapmağa rağbet ve teşvik için buyurulnıuş, veya bu gibi şahıslar ezelde Hak Teâlâ´ya malûm olduğundan, onların ömürlerini daha ziyâde takdir buyurmuştur. Yoksa evvelce takdir olunan ömürleri, daha sonra ibâdetleri yüzünden değiştirilerek arttırılır, mânâsına değildir.
Bazı âlimlere göre, ömrün artmasından maksat, eîem ve kederden uzak olarak huzur ve saadet içinde yaşamaktan ibarettir. Zira böyle bir hayat ömre bereket verir.
2- Mû´tezile´nin Ekserisine Göre îse :
Maktul eceliyle Ölmez, kaatilin fiili sebebiyle Ölür. Zira Hak Teâ-lâ kaatile; maktulün ecelini kesme kudreti vermiştir. Eğer katledilerek ölmezse, Allah´ın ona takdir ettiği eceli gelinceye kadar mutlaka yaşar. İşte bu bakımdan, yani kaatil maktulün ecelini keserek tabiî ömrünü azalttığı için azaba müstehaktır, diyorlar.
Bu görüşlerini te´yid için de şu delilleri zikrederler :
a) Bazı ibâdet ve tâatın ömrü artırdığına dâir bir çok hadîsler vardır, ömür, artmayı kabul ettiğine göre azalabilir de.. O halde kaatil maktulün ömrünü azaltabilir, ve maktul eceliyle ölmez.
Cevabı : Bu hadislerdeki ömrün artmasından maksat, «Sadaka ömrü arttırır» hadisinde beyan ettiğimiz hususlardır. Esasen bu hadisler had is-i âhâddır. Kat´iyyet ifâde eden âyetlerin hükmünü kaldıramaz.
b) Eğer maktul eceliyle Ölmüş olsaydı, kaatil bu fiilinden dolayı kötülenmeye, kısas ve azaba müstahak olmazdı.
Fakat kısas ve azaba müstahak olmaması icmâ´ ile bâtıldır. O halde, maktul eceliyle değü, kaatilin fiili ile ölür.
Mû´tezile kelâmcıları yukarıda belirttiğimiz iddialarını böyle «istisnaî» bir kıyas yoluyla isbata çalısmışlarsa dâ, Ehl-i Sünnet bilginleri şu şekilde cevap vermişlerdir :
Maktulün eceliyle Ölmesi, kaatilin dünya ve âhirette azaba müstahak olmamasını gerektirmez. Zira kaatilin kısas ve azaba müstahak olması, maktulün ecelini kesip kesmemesi bakımından değil, işlenmesi dînen yasak ve işlendiği takdirde Sünnet-i îlâhîyyenin bir îcabı olarak Ölüm hâdisesinin vukua geleceği kötü bir fiili, kendi irade ve ihtiyariyle yapmasından ve şeriatın emrine muhalif hareket etmesindendir. Zira kul, kendi irâde ve ihtiyariyle sebepleri hazırlamış, şeriate muhalefet etmeyi göze almış ve maktulü, Hak Teâlâ´-nın onun hakkında takdir ettiği ecelini bilmeden, ölmesine sebebiy-yet veren fiili işlemiştir. Maktul eceliyle ölmüştür ama, kaatil de elbet bu kötü fiilinin ve dîne aykırı hareketin cezasını çekecektir.
Yukarıdaki açıklamalardan ve Mû´tezile´ye verilen cevaptan da anlaşılacağı gibi Ehl-i Sünnet´in görüşü daha kuvvetli ve kabule şayandır.
Mû´tezile ulemâsından bazılarının, Ebu Huzeyl´in ve Kâ´bî´nin bu konuda başka görüşleri varsa da, bunlar zayıf ve kifayetsiz olduğundan zikre şayan görülmemiştir [6]
Yalnız maddeye inanan ve her şeyi maddî ölçüçlerle izah eden bazı filozoflar, her canlının, iki türlü eceli olduğunu söylerler :
Birincisi : «Tabiî ecel» dir ki, canlı varlığın cismindeki hararet ve rutubetin nihayete ermesiyle meydana gelir. Bu ölüm, fıtrî ve ga-rizî olan hararetin sönmesi ve rutubetin zevâliyle, hiçbir haricî varlığın tesir ve müdahalesi olmadan meydana gelir. Bu tabiî ölüm, tıp-ki gazı biten bir lâmbanın sönmesi gibidir.
İkincisi ise : «İhtiramı» denilen eceldir ki bu, hastalık, haricî bir tesir veya kaza sonunda vaktinden önce meydana gelen ölümlerdir. Tabiî olmayan bu türlü ölümler, lâmbanın gazı. olduğu halde, haricî bir sebeble sönmesine benzetilebilir, demektedirler.
Hayvan ve insan gibi canlı varlıkları, et, kemik, rutubet ve hararetten ibaret sanan, ruhu ve her şeyi yaratan Yüce Allah´ın varlığını inkâra sapan bu gibi sözde filozoflara, Allah´ın varlığını isbat bahsinde gereken cevap verilmiştir Sonra, ayni imkân ve şartlara sahib olan insanların bazılarının kısa, bazılarının orta, diğer bir kısmının da (Nuh A.S. gibi) uzun ömürlü olmalarını, bu gibiler nasıl izah ederler?[7]
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Yûnus : 49; Münafikûn : 63
[2] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 375-376.
[3] ????????????..
[4] Münafikûn : 11
[5] Yûnus : ,49
[6] Bak : Şerh-i Mevakıf : c. m, s. 124 - 125; Şerh-i Makâsıd : c. II. s. 118 - 119: Tavhidü´l - Akâid : s. 125 -126; Fakülte Notlan (Musa Salih Şeref), s. 12-21: Serh´ul-Akâid en-Nesefiyye : s. 379-383; Tenkıhu´l-Kelâm... s. 261-256.
[7] Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, (Tevhid Ve İlm-i Kelam), Gonca Yayınları: 376-380.
TEVHİD VE KELAM İLMİ
- Tevhid ve Kelam
- Önsöz
- Giriş
- Kelam İlminin Tarihçesi
- İlmin Dereceleri
- Kuran´ın Metodu
- Büyük Günah ve İmanla İlgisi
- Yüce Allah´a İman ve Varlığının Delilleri
- Yüce Allah´ın Fiilleri
- Yüce Allah´ın Sıfatları
- Sıfatullah´ın Nev´ileri
- Rızık Meselesi
- Ecel ve Öldürülenin Eceli Meselesi
- Hüsün ve Kubuh
- Salah ve Aslah
- Melekler ve Meleklere İman
- Semavi Kitaplara İman