Bedir´den Sonra

İşkence ile Dinlerinden Döndürülenler Hakkında İlahî Af Çıkışı ve Hişam b. Âs´ın Medine´ye Gelişi

Hz. Ömer der ki:

"Fitneye uğratılarak dinlerinden döndürülenler hakkında:

´Allah artık bu kavmin ne fidyelerini, ne de tevbesini kabul eder.

Çünkü, bunlar, Allah´ı öğrendikten sonra, uğradıkları işkence üzerine küfre döndüler´ derdik.

Onlar da, kendileri hakkında tıpkı böyle söylerler, İslâmiyete bir daha kabul olunmayacaklarını sanırlardı.

Resûlullah Aleyhisselam Medine´ye gelince, Yüce Allah´ın bu hususta gerek bizim söylediğimiz ve gerek onların kendileri hakkında söyledikleri söz üzerine indirdiği şu:

´(Tarafımdan) de ki: Ey nefislerine karşı hadden aşırı davranan kullarım! Allah´ın rahmetinden ümi­dinizi kesmeyiniz! Çünkü Allah bütün günahları yarlıgar! Şüphesiz ki O çok yarlıgayıcıdır, çok esirgeyi­cidir.

Size azab gelip çatmadan, Rabbinize dönün, O´na teslim olun; sonra, yardıma mazhar olamazsınız!

Rabbinizden size indirilenin en güzeline-kendiniz farkında olmayarak ansızın başınıza azab gelme-den-tâbi olunuz!´ (Zümer: 53-55) âyetlerini kendi elimle bir sahifeye yazıp Hişam b. Âs´a gönderdim."

Hişam b. Âs da der ki:

"Mektup bana geldiği zaman, onu Zîtuvâ´da okuyup anlamaya çalışıyor, çabalıyor, fakat bir türlü anlayamıyordum. Nihayet ´Allah´ım! Bundakini, bana anlat!´ dedim.

Yüce Allah bunun ancak bizim hakkımızda indiğini; gerek bizim kendimiz hakkında söylediklerimiz, gerek bizim hakkımızda söylenenler hakkında olduğunu kalbime düşürdü, doğdurdu.

Hemen devemin yanına döndüm, üzerine oturdum, Medine yolunu tutup Resûlullah Aleyhisselama kavuştum ."[1]

Allah ondan razı olsun!

Peygamberimiz Aleyhisselamın azadlısı Sevban da:

"Resûlullah Aleyhisselamdan işittim: ´Bana dünyadan ve dünyadakilerden daha sevgilisi, şu ´Ey nefislerine karşı hadden aşın davranan kullarım! Allah´ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz! Çünkü Allah bütün günahları yarlıgar! Şüphe yok ki, Allah çok yarlıgayıcı ve çok esirgeyicidir âyetidir buyurdu" demiştir.[2]

Cündeb b. Damrâ´nın Medine´ye Hicret Ederken Ten´im´de Vefat Edişi

Cündeb b. Damrâ, Mekke´de otururdu. Hasta[3] ve çok yaşlı idi.[4] Kendisinin dört oğlu vardı.[5]

Peygamberimiz Aleyhisselam Medine´ye hicret etmiş,[6] Mekke´de kalan Müslümanların da Medine´ye hicret etmelerini emir buyurmuştu.[7]

Cündeb b. Damrâ ise hicrette gecikmişti.[8]

Nisa sûresinin 97. âyeti nazil olunca:

"Ey Allah´ım! Sen, mazeret sebep ve delillerini tebliğ ettin.[9]

Mekke´deki yerimde bulunduğum müddetçe,[10] benim için ne bir mazeret sebebi var, ne de mazeret delili![11]

Allah´ım! Beni müşriklerin yurdundan çıkarıp hicret yurduna, Muhacirlerle Ensar´ın yurduna kavuş­tur da, Peygamber Aleyhisselamın yanında bulunayım ve ona yardım edeyim" diyerek yalvardı. [12]

Oğullarına da:[13]

"Beni buradan,[14] Mekke´den[15] çıkarın![16] Belki biraz rahatlık bulurum!" dedi.[17]

Oğullan:

"Seni nereye götürelim?[18] Hangi tarafa götürmemizi istersin?" diye sordular.

"Ten´im´e doğru!" dedi[19] ve Medine´ye doğru eliyle işaret ederek:[20]

"Beni hicret yurduna taşıyın! Ben Peygamber Aleyhisselamın yanında bulunayım" dedi.[21]

Oğullan, onu Ten´im´e kadar götürdüler. Cündeb b. Damrâ, oraya ulaşınca:

"Allah´ım! Ben Sana hicret ediyorum!" dedikten sonra[22] sağ elini sol elinin üzerine koydu ve:

"Allah´ım! Şu Senin, şu da Resûlünün elidir. Resûlün Sana nasıl bey´at etti ise, ben de Sana öyle bey´at ediyorum!" diyerek, orada vefat etti.

Allah ondan razı olsun!

Ashab, onun halini haber alınca:

"Medine´ye kavuşup vefat etmiş olsaydı, ecri tastamam olurdu!" dediler.[23]

Bunun üzerine, inen âyette[24] şöyle buyuru I m ustur:

"... Her kim, Allah´a ve Peygamber´e hicret niyetiyle evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, muhakkak ki, onun ecri Allah´a düşer.

Allah çokyariıgayıcı ve çok esirgeyicidir!"[25]

Münafıkların Teşhir ve Mescidden Tard Edilişi

Münafıklar, bir gün toplanıp, İslâmiyet ve Müslümanlar aleyhinde konuşmuşlardı.[26]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Mescidde irad buyurduğu hutbesinde, Allah´a hamd ü senada bulun­duktan sonra,[27] münafıklara hitaben:

"Sizlerden bazı kimseler toplandılar, şöyle şöyle söylediler!

Kalkın! Allahtan yarlıganmanızı dileyin! Ben de sizin için yarlıganmanızı dileyeyim" buyurdu.

Hiçbiri yerlerinden kımıldamadılar, ayağa kalkmadılar.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Siz niçin kalkmıyorsunuz? Kalkın ve Allah´tan yariıganmanızı dileyin! Ben de sizin için Allah´tan mağfiret dileyeyim" buyurdu ve sözünü üç kere tekrarlayıp

"Siz ya kendiliğinizden kalkarsınız, ya da ben sizi isimlerinizi anarak kaldıracağım!" buyurduktan sonra:[28]

Münafıklardan, ismini andığım ayağa kalksın!

Kalk ey filan!

Kalk ey filan!

Kalk ey filan!

buyurarak 36 kişinin ismini andı.[29]

İsimleri anılanlar, hor ve hakîr bir halde, ayağa kalktılar.[30]

Peygamberimiz Aleyhisselam onlara:

"Allah´tan korkunuz!" buyurdu.[31]

Yine bir gün, münafıklardan bazıları Mescidde toplanmışlardı.

Peygamberimiz Aleyhisselam onların birbirlerine apışmış bir halde fısıldaştıklarını görünce, Mescidden dışarı çıkarılmalarını emir buyurdu.

Onlar Mescidden itilerek, sürüklenerek dışarı çıkarıldılar.

Ebu Eyyûb Halid b. Zeyd el-Ensarî kalkıp Ganm b. Neccar oğullarından, Cahiliye devrinde onların putlarının bakıcısı olan Amr b. Kays´a doğru vardı.

Onu ayağından tutup sürükleyerek Mescidden dışarı çıkardı. Çıkarılırken, o, Ebu Eyyûb´a:

"Ey Ebu Eyyûb! Beni Salebe oğullarının hurma kurutma yerinden mi çıkarıyorsun?" diyordu.

Bundan sonra, Neccar oğullarından bir kimse olan Râfi1 b. Vediaya doğru vardı, onu boynundan ridasıyla tutup şiddetli bir şekilde çektikten ve yüzüne bir şamar indirdikten sonra, Mescidden dışarı çıkardı. Dışarı çıkarırken de, ona:

"Ey habîs münafık! Yuh sana! Ey münafık! Resûlullah Aleyhisselamın Mescidinden, geldiğin yoldan geri dön!" diyordu.

Umâre b. Hazm kalkıp Zeyd b. Amr´a doğru vardı. Zeyd, uzun sakallı bir adamdı. Umâre onu sakalından tutup şiddetle çekti, mescidden dışarı çıkardıktan sonra, iki avucunu birleştirip göğsüne hızlı­ca bir yumruk indirdi.

Zeyd b. Amr, yere serildiği zaman:

"Ey Umâre! Beni çok hırpaladın!" dedi.

Umâre de, ona:

"Ey Zeyd! Allah seni rahmetinden uzak kılsın! Allah´ın senin için hazırladığı azab bundan daha şid­detlidir! Sen bir daha sakın Resûlullah Aleyhisselamın Mescidine yaklaşma!" dedi.

Neccar oğullarından Ebu Mes´ud b. Evs kalkıp Kays b. Amr b. Sehl´e doğru vardı.

Kays genç biriydi, ondan başka genç münafık yoktu.

Ebu Mes´ud kafasını sürterek onu Mescidden dışarı çıkardı.

Belhadre b. Hazreclerden Ebu Saîd el-Hudrînin kavminden Abdullah b. Haris kalkıp Haris b. Amr´a doğru vardı ki, Haris perçemli bir adamdı, onu perçeminden hızlıca tutup çekti. Yerden sürükleyerek Mescidden dışarı çıkardı.

Haris b. Amr, çıkarılırken, Abdullah b. Hâris´e:

"Ey Hâris´in oğlu! Andolsun ki, sen bana çok katı davrandın!" diyordu.

Abdullah b. Haris ise ona:

"Sen buna lâyıksın! Ey Allah düşmanı! Allah senin hakkında ´Resûlullah Aleyhisselamın Mescidine asla yaklaşma!´ diye âyet indirdi. Çünkü sen necissin, pissin!" dedi.

Amr b. Avf oğullarından bir adam kalktı, kardeşi Züveyy b. Hâris´e doğru vardı. Onu şiddetli bir şek­ilde Mescidden dışarı çıkardı, ve: "Yuh sana! Şeytan ve şeytanın işi sana hâkim olmuş!" dedi.

İşte bunlar, o gün Mescidde bulunan ve dışarı çıkarılmaları Peygamber Aleyhisselam tarafından emirbuyurulan münafıklardandı.[32]

Sevık Gazası

Kureyş müşrikleri Bedir savaşında hezimete uğrayıp Mekke´ye döndükten sonra, Ebu Süfyan Sahr b. Harb;

Peygamberimiz Aleyhisselamla bir çarpışma yapıncaya,[33] Bedir´de Kureyş kavminden öldürülen­lerin öcü[34] Peygamberimiz Aleyhisselam ile ashabından alınıncaya,[35] Medinelilerin hurmalık ve ekin­liklerini ateşe verip yakıncaya kadar[36] başına su değdimnenneyi, yıkanmamayı,[37] başına yağ sürün-memeyi,[38] ailesine yaklaşmamayı[39] adamış,[40] bütün bunları kendisine yasaklamıştı .[41]

Ebu Süfyan, bu yeminini yerine getirmek üzere, Kureyşlilerden 200 kişilik bir süvari birliğiyle[42] Mekke´den korka korka yola çıktı .[43]

Necdiye´yi tuttu. Medine´ye bir beridlik veya buna yakın bir yerde konakladı. Gece karanlığından yararlanarak Benî Nadîr Yahudilerinin yurtlarına kadar ileriedi.[44]

Peygamberimiz Aleyhisselam ile ashabının haberlerini almak için,[45] Huyey b. Ahtab´ın kapısını çaldı.

Huyey b. Ahtab, Ebu Süfyan´a kapısını açmaktan çekindi ve korktu.

Ebu Süfyan oradan ayrılıp Sellam b. Mişkem´in kapısına vardı.

Sellam b. Mişkem, o zaman, Benî Nadîr Yahudilerinin lideri ve hazine bakanı idi.

Ebu Süfyan, yanına girmek için, ondan izin istedi.

Sellam b. Mişkem izin verip Ebu Süfyan´ı evine aldı .yedirip iç irip ağırladı. Kendisine Müslümanların bazı gizli hususları hakkında bilgiler verdi.

Ebu Süfyan, geceleyin Sellam b. Mişkem´in yanından ayrılıp arkadaşlarının yanına geldi. Onlardan bir kısmını Medine´nin Urayz[46] mevkiine saldı.[47] Rivayete göre; kendisi de, birlikte gitti.[48]

Urayz´daki hurmalığı yaktılar. Orada buldukları iki Müslümanı da şehit ettiler.[49]

Ebu Süfyan bununla kendisini yeminini yerine getirmiş sayarak ve takip edilmekten de korkarak hemen geri döndü.

Peygamberimiz Aleyhisselam, hadiseyi haber alınca, ashabını savaşa çağırdı.[50] Ebu Lübabe Beşir b. Münzirl Medine´de yerine vekil bırakarak,[51] 200 kişilik bir askerî birlikle[52] Ebu Süfyan´ı takibe çıktı. Karkaratü´l-küdr´e ulaşıldığı zaman, Ebu Süfyan ve arkadaşlarının, yüklerini hafifletmek, sür´atle kaçıp kurtulmak için yiyecekleri olan kavutlarını azık dağarcıklarıyla birlikte ekinler arasına atarak kaçıp gittik­leri anlaşıldı.

Müslümanlar, bırakılan pek çok sevık dağarcıklarını almaya koşuştuklarından, bu gazaya Sevık Gazası adı verildi.[53]

Sevık gazasına Zilhicce ayından 5 gece geçtikten sonra çıkılmış, 5 gün sürmüştür.[54]

Peygamberimiz Aleyhisselam Müslümanlarla birlikte geri döndükleri zaman, Müslümanlar:

"Yâ Rasûlallah! Bizim için bir gazvenin olmasını umuyor musun?" diye sormuşlardı.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Evet" buyurdu.[55]

Ebu Âfek´in Öldürülüşü

Ebu Âfek´in Kimliği, Öldürülüş Sebebi ve Tarihi

Ebu Âfek, Amr b. Avf oğullarından olup,[56] 120 yaşındaydı[57] ve Yahudi idi .[58]

Peygamberimiz Aleyhisselam Medine´ye geldiği zaman,[59] şiirler söyler,[60] halkı Peygamberimiz Aleyhisselama karşı[61] düşmanlığa[62] tahrik ve teşvik eder,[63] Peygamberimiz Aleyhisselamı incitir dururdu.[64]

Peygamberimiz Aleyhisselam Bedir savaşına çıktığı ve Yüce Allah´ın ihsan buyurduğu zaferle Medine´ye döndüğü zaman, Ebu Âfek kıskançlık ve azgınlığını[65] söylediği bir şiirde şöyle açığa vurdu:

"Ben, uzun bir zamandan beri, yüzyıldan fazla yaşamış bulunuyorum.

İnsanlardan, fert ve cemaat olarak, çağrıldıkları zaman, akidleştikleri kimselere Kayle oğullarından [Evs ve Hazreclerden] daha sadık ve daha vefalı ne bir ev halkı, ne de bir cemaat gördüm!

Onların içinde dağlan devirenler, hiç kimseye boyun eğmeyenler vardır!

Onlara deve üstünde bir kimse geldi, onları darmadağın etti! Kendisiyle birlikte türlü helâller ve haramlar da geldi.

Siz izzet veya saltanatı benimser, doğrular olsaydınız [Yemen hükümdarlarından] Tübba´a tâbi olur, ona boyun eğerdiniz!" dedi.[66]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Benim için, şu pis adamın hakkından kim gelir?" buyurdu.

Bunun üzerine, Amr b. Avf oğullarının kardeşi[67] Salim b. Umeyr.

"Andım olsun ki; ben ya Ebu Âfiek´i ya öldüreceğim, ya da onun yanında öleceğim!" diyerek adakta bulundu[68] ve Şevval ayında[69] fırsat kollamaya başladı.

Salim b. Umeyr, Ebu Âfek´in bir yaz gecesinde Amr b. Avf oğulları mahallesindeki evinin önünde uyuduğu sırada,[70] yavaşça yanına vardı, göğsünün üzerine kılıcını koyup üstüne bastırdı. Kılıç ciğerini kesti, döşeğe işledi.

Ebu Âfek acı bir çığlık kopardı.[71]

Salim b. Umeyr hemen oradan uzaklaşıp kayboldu.[72]

Ebu Âfek´in çığlığını işitenler koşup yanına geldiler.

"Acaba kim öldürdü bunu? Vallahi bunu kimin öldürdüğünü bilseydik, biz de muhakkak onu öldürürdük!" dediler.[73]

Onu kimin öldürdüğünü bilemediler.[74]

Ebu Âfek´in ölüsü evinin içine alındı ve gömüldü.[75]

Salim b. Umeyr böylece adağını yerine getirmiş, Peygamberimiz Aleyhisselamı Ebu Âfek´in dilinden kurtarmış oldu.

Allah ondan razı olsun![76]

Asma´ binti Mervan´ın Öldürülüşü

Asma´ın Kimliği, Öldürülüş Sebebi ve Tarihi

Asma´ binti Mervan, Ümeyye b. Zeyd oğullarından Yezid b. Zeyd´in karısı idi.[77]

Bu Yahudi kadın,[78] söylediği şiirlerle İslâmiyeti,[79] Müslümanları[80] ayıplar,[81] Peygamberimiz Aleyhisselam aleyhinde kışkırtmalarda bulunmaktan geri durmaz.[82] hatta Peygamberimiz Aleyhisselamı öldürmeye de teşvik eder,[83] onu incitir, üzer dururdu.[84]

Ebu Âfek öldürüldüğü zaman, Asma1 içini ve içinde taşıdığı niyeti şöyle açığa vurdu:[85]

"Düşman üzerine seğirterek birbirinizle yarışırcasına yürüyünüz Malik, Nebit, Avf oğulları! Düşman üzerine seğirterek birbirinizle yarışırcasına yürüyünüz Hazrec oğulları! Sizler, sizden olmayan, yanınıza gelen bir kimseye itaat ettiniz, boyun eğdiniz ki, o ne Mudar´dandır, ne de Mezhic´dendir! Başlan kestik­ten sonra, hâlâ ondan pişmiş çorba umulduğu gibi umuyorsunuz! Ondan birşey uman aldanır, umudun­dan kesilir" dedi.[86]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Asma´ın bu sözlerini haber alınca:

"Benim için Mervan´ın kızının hakkından gelecek bir kimse yok mu?" buyurdu.

Hatma oğullarından olup onlardan ilk önce Müslüman olmuş bulunan Umeyr b. Adiyy, Peygamberimiz Aleyhisselamın bu sözünü işitti ve:

"Nezrim olsun ki, o kadını öldüreceğim!" diyerek adakta bulundu.[87]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Bedir savaşından dönüşünden sonra,[88] geceleyin Asma´ın evine girip yatağında onu öldürdü.

Sabahleyin Medine´ye gelip sabah namazını Peygamberimiz Aleyhisselamla kıldı.[89]

Peygamberimiz Aleyhisselam, namazdan sonra ona bakıp:[90]

"Mervan´ın kızını öldürdün mü?" diye sordu.

Umeyr b. Adiyy:

"Evet[91] yâ Rasûlallah! Anam babam sana feda olsun,[92] o kadını öldürdüm" dedi.[93]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Allah´a ve Resûlullaha yardım ettin!" buyurdu.[94]

Umeyr b. Adiyy, Asmâ´ı öldürmekte Resûlullaha karşı bir kusur işlemiş olmaktan korkuyordu.

"Yâ Rasûlallah! Bana bunda birşey, bir sorumluluk var mı?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Onun hakkında sana iki dişi keçi bile lâzım gelmez![95] [Yani, bu hususta sana ne bir itirazda bulunulabilir, ne de birşey sorulabilir.] Çünkü onun kanı heder kılınmıştır" buyurdu.[96]

Peygamberimiz Aleyhisselam, çevresindekilere dönüp:

"Allah´a ve Resûlullaha gizlice yardım eden bir adama bakmak istediğiniz zaman, Umeyr b. Adiyy´e bakınız!" buyurdu.[97]

Umeyr b. Adiyy´in gözleri zayıftı.[98]

Hz. Ömer:

"Allah´a ibadet ve tâatta bulunan şu âmâya bakınız hele!" deyince, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ona âmâ deme![99] O basîrdir, çok iyi görüşlüdür!" buyurdu.[100]

Umeyr b. Adiyy, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrılıp Hatma oğulları yurduna döndüğü zaman, oğullarıyla birlikte bir topluluk, Asmâ´ı gömmekte idiler.

Onlar, Umeyrl görünce:

"Bunu sen mi öldürdün?" dediler.

U m eyr:

"Evet! Ben öldürdüm![101] Ey Hatma oğulları! Mervan´ın kızını ben öldürdüm![102] Bana istediğinizi yapınız! Haydi, beni bekletmeyiniz![103]

Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah´a yemin ederim ki; ´Bunu sen mi öldürdün?´ sözünü bütününüz söylüyor olsanız da, ya kendim ölünceye kadar, ya da sizin tümünüzü öldürünceye kadar şu kılıcımı size vuracağım!" dedi.[104]

İşte o gün, İslâmiyet Hatma oğulları yurdunda açıklığa kavuştu, yaygınlaştı.

Halbuki, Müslüman oldukları halde, kavim ve kabilelerinden korkarak Müslümanlıklarını gizleyenler vardı ki, onlarda o gün ortaya çıkabildiler.[105]

Umeyr b. Adiyy, Hatma oğulları içinde Müslümanlığı kabul edenlerin ilki idi.[106] Ondan başka, Abdullah b. Evs ile Huzeyme b. Sabit de Müslüman olmuşlardı.[107]

Umeyr b. Adiyy, Huzeyme b. Sabitle birlikte Hatma oğullarının putlarını kırmışlardır.[108] Umeyr b. Adiyy, Kâri´ diye anılır.[109] Hatma oğullarına imamlık eder, namaz kıldırırdı.[110] Allah ondan razı olsun!

Mervan´ın kızının öldürüldüğü gün, artık, İslâmiyetin güçlendiğini gördükleri için, Hatma oğulların-dan bazı kimseler daha Müslüman olmuşlardır.[111]

Fıtır Sadakası ve Bayram Namazları

Peygamberimiz Aleyhisselam; mal zekatı farz kılınmadan önce.[112] Ramazan Bayramına bir-iki gün kala irad buyurduğu huttıesinde:[113]

"Küçük-büyük, hür-köle,[114] erkek-kadın,[115] zengin-fakir[116] her Müslüman için.[117] bayram namazına çıkmadan önce.[118] yoksullara[119] kuru hurmadan bir sa1 (1040 dirhem),

Veya arpadan bir sa´,[120]

Veya buğdaydan iki müdd (yanm sa´),[121]

Veya kuru üzümden bir sa´,[122]

fitir sadakası verilmesini teşri ve vacib kıldı .[123]

"Onları bu günde aç dolaşmaktan müstağni kılınız!" buyurdu.[124]

Fitir sadakasının; küçük veya büyük,

Erkek veya kadın,

Hür veya köle,

Şehirde veya çölde oturan her Müslümanın üzerine düşen bir hak ve vacib (borç) olduğunu ilan da ettirdi.[125]

Yoksulların yiyeceğini sağlayan, oruçluyu söylediği boş sözlerden, işlediği çirkin işlerden arıtan fitir sadakasının bayram namazından önce verilirse makbul bir sadaka olacağı, namazdan sonra verilirse fitir sadakası dışındaki sadakalardan bir sadaka sayılacağı da açıklandı.[126]

Enes b. Malik´in bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam Medine´ye geldiği zaman, Medinelilerin Cahiliye devrinden iki günleri vardık, onlar o günlerde oyun oynarlardı.[127]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ne yaparsınız bu iki günde?" diye sordu.

Onlarda:

"Cahiliye devrinde bu iki günde oyun oynardık!" dediler.[128]

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Yüce Allah, size, iki bayramınıza bedel, onlardan daha iyilerini, hayırlılarını; Fitir [Ramazan] ve Kurban Bayramı günlerini tahsis kıldı" buyurdu.[129]

Bayram Namazlarının Kılınışı

Şevval ayının hilali zevalden sonra görülürse oruç açılır, fakat bayram namazının ertesi gün sabahleyin güneş doğduktan sonra kılınması gerekir.[130]

Peygamberimiz Aleyhisselam; Necran´da vazifeli bulunan Amr b. H azm´a gönderdiği yazıda:

"Kurban Bayramı namazını acele edip hemen kıldır.

Ramazan Bayramı namazını ise, biraz geciktirip halka vaz ve nasihatta bulun!" buyurmuştur.[131]

Bunun için, Kurban Bayramı namazı güneş bir mızrak boyu yükselince, Ramazan Bayramı namazı ise güneş iki mızrak boyu yükselince kılınır. [132]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Ramazan Bayramında birşey yemeden namaza çıkmaz, Kurban Bayramında ise namazı kılmadıkça birşey yemezdi.[133] Namazı kıldırıp eve dönünce de, kurbanın etinden yerdi.[134]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ramazan Bayramında namazgaha çıkmadan önce yediği de, tek sayıda birkaç hurmadan ibaretti.[135]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Ramazan ve Kurban Bayramı için, namazdan önce guslederdi.[136]

Hz. Ali de böyle yapar[137] ve:

"Biz ancak Muhammed Aleyhisselamdan yaptığını gördüğümüz şeyi yaparız!" derdi.[138]

Peygamberimiz Aleyhisselam bayram namazını daima Kesîr b. Sait´in evinin yanındaki Musalla (namazgâh)´da kıldırırdı.[139]

Yalnız, bir defa, bayram günü yağmur yağdığı için, bayram namazını Mescidde kıldırmıştır.[140]

Namazgaha gidilirken, Peygamberimiz Aleyhisselamın önünde bir mızrak taşınır,[141] namazgahta sütre olarak önüne dikilir, Peygamberimiz Aleyhisselam bayram namazını ona doğru yönelerek kıldınrdı.[142]

Mızrağı taşıma vazifesi Bilal-i Habeşî tarafından yerine getirilirdi .[143]

Peygamberimiz Aleyhisselam bayram namazlarını bayramın birinci gününde iki rekat olarak kıldırır, bu iki rekattan ne önce, ne de sonra hiçbir namaz kılmazdı.[144]

Hz. Ali´nin bildirdiğine göre; bayram namazları için namazgaha yürüyerek gitmek sünnettendir.[145] Peygamberimiz Aleyhisselam; Ramazan ve Kurban Bayramı namazlarına bir yoldan gider, başka bir yoldan dönerdi.[146]

Cabir b. Semûre de:

"Ben Resûlullah Aleyhisselamla birlikte bayram namazlarını, bir değil, iki değil, birçok defalar, ezan-sız ve ikametsiz olarak kiImısırrıdır" buyurur.[147]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Ramazan ve Kurban Bayramı namazlarının birinci rekatında 7, ikin­ci rekatında ise 5 defa: "Allahuekber!" diyerek tekbir alırdı.[148]

7 tekbiri kıraattan önce, 5 tekbiri ise kıraattan sonra alırdı.[149]

Peygamberimiz Aleyhisselam; bayram namazının birinci rekatında Fâtiha´dan sonra Kaf sûresini,

İkinci rekâtında Fâtiha´dan sonra Kamer sûresini okurdu.[150]

Peygamberimiz Aleyhisselamın bayram namazının birinci rekatında Fâtiha´dan sonra A´lâ sûresini,

İkinci rekatında Fâtiha´dan sonra Ğaşiye sûresini okuduğu da olurdu.[151]

E bu Saîd el-Hudrî der ki:

"Resûlullah Aleyhisselam, Ramazan ve Kurban Bayramı gününde namazgaha çıkar, ilk başladığı şey namaz kıldırmak olurdu.

Sonra, namazdan çıkıp, cemaat oldukları yerde saflarında otururlarken kendisi ayakta onlara dönüp vaz eder, tavsiyelerde bulunur, ne emredecekse emrederdi.

Hatta, o sırada kimleri nereye gönderecek olursa gönderir, yahut başka birşeyin yapılmasını emre­decek olursa emreder, bundan sonra namazgahtan döner, evine giderdi."[152]

Peygamberimiz Aleyhisselam; Zilhicce ayının onuncu günü, namazgaha gitti.

Ezansız ve ikametsiz olarak iki rekat Kurban Bayramı namazını kıldırdıktan sonra irad buyurduğu hutbede kurban kesmelerini Müslümanlara emretti.[153]

Bu, Peygamberimiz Aleyhisselamın kıldırdığı ilk Kurban Bayramı namazı,[154] o gün kestiği kurban da ilk kurbandı.[155]

O gün, Selime oğulları mahallesinde kesilen kurbanların sayısı 17 idi.[156]

Peygamberimiz Aleyhisselam; Medine´de on yıl her Kurban Bayramında kurban kesti.[157]

Peygamberimiz Aleyhisselam kestiği kurbanları çift çift keser, birisini kesemeyen ümmeti için, diğerini de hem kendisi, hem ev halkı için keserdi.[158]

Hz. Ali de, kendisinin Peygamberimiz Aleyhisselamdan sonra iki koçu birden kurban ettiğini gören ve "Nedir bu?" diye soran Haneş´e:

"Resûlullah Aleyhisselam, vefatından sonra, kendisi için de kurban kesmemi bana vasiyet buyur­muştu.

İşte, ben onun vasiyetini yerine getirmek üzere kesiyorum![159] Daima da keseceğim!" demiştir.[160]

Teşrik Tekbiri ve Alınışı

Kurban Bayramının arefe sabah namazından bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar, 23 vakitte, yalnız başına veya cemaat]e kılınan farzların arkasından birer defa "Allahuekber! Allahuekber! La ilâhe illallâhu vallahu ekber! Allahuekber ve lillâhilhamd!" diyerek tekbir getirmek, erkek kadın, imam cemaat, mukim misafir... her Müslümana vacibdir.

Buna, teşrik tekbirleri denir.[161]

Kurbana Ait Bazı Hükümler

1- Peygamberimiz Aleyhisselam malî durumu elverişli olan[162] her Müslüman ev halkının her yıl Kurban Bayramında kurban kesmelerini emretmiştir.[163]

2- Kurban; bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günleri kesilir.[164] Kurbanı, bayramın birinci günü kesmek daha faziletli ve sevaplıdır.[165]

3- Kurban, bayram namazı kılınmadan önce, kesilmez. Kesilecek olursa, onun yerine, bir kurban daha kesilmesi gerekir.[166]

4- Kurban, ancak deveden, sığırdan ve davardan olur.[167] Kurbanlık hayvanların yaş ve diş cihetinden kurban olabilecek yaşta bulunmaları şarttır. [168]

5- Devenin beş yaşını, sığırın iki yaşını, davarın da bir yaşını tamamlamış bulunmaları gerekir.[169] Ancak, davarın bir yaşını tamamlayanını bulmak kolay olmazsa, gösterişli 6-7 aylık toklusu da kurban
edilebilir.[170]

6- Deve ve sığır, yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir.[171]

7- Ebu Eyyûb Halid b. Zeyd el-Ensarî; bir Müslümanın kurban olmak üzere keseceği bir koyunun hem kendisi, hem ev halkı için yeterli olduğunu söylem iştir.[172]

8- Körlüğü açıkça belli olan tekgözlü,Hastalığı açıkça belli olan hasta, Topallığı açıkça belli olan topal,

İlikleri kurumuş, zayıf, cılız hayvanların kurban edilmeleri caiz değildir.[173]

Kurbanlık hayvanların kulaklarının ön ve arka taraflarının kesik ve kesiklerin yarıdan fazla olup

olmadıklarına, kulaklarının uzunlamasına ve enlemesine delinmiş olup olmadıklarına da dikkat edilme-

lidir.[174]

9- Peygamberimiz Aleyhisselam; kurbanın, keskin, bilenmiş bıçakla, zahmet vermeksizin kesilmesi­ni emir buyurmuştur.[175]

10- Kurban kesilirken "Bismillâhi vallâhu ekber!" denilmesi gerekir.[176]

11- Kurbanın eti hem yenir, yedirilir, hem de fakirlere dağıt lir. Azıklık olmak üzere, evde de bir mik­tar bırakılabilir.[177]

12- Kurbanın ne eti, ne de derisi satılmaz. Ancak derisi evde kullanılabilir.[178]

13- Peygamberimiz Aleyhisselam bir hadis-i şeriflerinde:

"Âdemoğlu, Kurban Bayramı gününde, Allah katında, Allah için kurban kesip kan akıtmaktan daha sevgili bir amel işlememiştir.

Muhakkak ki, o kurban, Kıyamet günü, boynuzları, tüyleri, tımakları ve herşeyiyle dirilip Mahşere gelir! Kesilen kurbanın kanı, daha yere düşmeden, Yüce Allah´ın kabul ve rıza dergâhına düşer!

O halde kurbanınızı Yüce Allah´ın kabul buyurup sevabını bol bol vereceği bilinci ve inancıyla, gönüllü olarak, gönlünüzden kopa kopa kesiniz!" buyurmuşlardır. [179]

Karkaratü´l-küdr Gazası: Seferin Tarihi, Mevkii, Niçin ve Nasıl Yapıldığı

Peygamberimiz Aleyhisselam, Bedir savaşından döndükten yedi gece kadar sonra idi ki,[180] Süleym ile Gatafanların Medine´ye 8 beridlik mesafedeki Karkaratü´l-küdr mevkiinde toplandıklarını haber alınca, Abdullah b. Ümmi Mektum´u Medine´de yerine vekil bırakarak 200 kişilik bir kuvvetle Medine´den yola çıktı.

Beyaz sancağını Hz. Ali´ye taşıttı.

Küdr suyunun başına geldikleri zaman, hiç kimseyi bulamadılar. Fakat birçok hayvan izleri gördüler.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ashabından bazılarını keşifle görevlendirip vadinin yukarı kısmına gönderdi. Kendisi de vadinin içine doğru ilerledi. Orada Yesar adında genç bir çobana rastladı. Ona halkın nerede olduklarını sordu.

Yesar:

"Benim onların nerede bulundukları hakkında bir bilgim yok! Ben ancak beş günlüğüne, develeri suya bırakmamak üzere buraya inmiş bulunuyorum. Bugün, dördüncü gündür. Halk su başlarına doğru çıkıp gitmişlerdi. Biz bekârlar, hayvanları görüp gözetmekle görevliyiz!" dedi.[181]

Gatafanlarla Süleymler, Peygamberimiz Aleyhisselamın hareketini haber alır almaz, dağılmışlardı.[182]

Onlarla hiçbir çarpışma olmadı.

Peygamberimiz Aleyhisselam, orada üç gece kaldı.[183]

Süleymler ile Gatafanların orada bulunan develeri iğtinam edilerek oradan dönüldü.

Peygamberimiz Aleyhisselam; Medine´ye 3 mil uzaklıktaki Sirer mevkiine geldiği zaman, develerin beşte birini ayırdıktan sonra, kalan beşte dördünü mücahidler arasında bölüştürdü.[184] Mücahidlerden her birine 2´şer deve düştü.[185]

Peygamberimiz Aleyhisselam; develerin esir edilen çobanı Yesar´ın Müslümanlarla namaz kıldığını görünce, kendisini azad etti, serbest bıraktı.[186]

Peygamberimiz Aleyhisselam, kısa bir müddet sonra, Galib b. Abdullah el-Leysî´nin kumandası altındaki bir askerî birliği de, Süleym oğulları ile Gatafanlar üzerine gönderdi.

Mücahidler yaptıklan çarpışmada onlardan bazılarını öldürdüler. Müslümanlardan da, üç kişi şehit oldu.

İğtinam ettikleri bir miktar deve, sığır ve davarla Medine´ye döndüler.[187]

Kaynuka Oğulları Yahudileri Medine´den Niçin ve Nasıl Sürüldüler?

Medineli olmayan ve Ensardan birisiyle evli bulunan,[188] Araplardan bir kadın; Kaynuka oğulları Yahudilerinin çarşısına gelip satacağı malı satmış,[189] ziynet eşyasını yaptırmak için de[190] bir kuyum­cu Yahudinin dükkanına oturmuştu.[191]

Yahudiler kadının yüzünü açmasını istediler. Kadın ise yüzünü açmaktan kaçındı.[192] Kuyumcu[193] veya Kaynuka oğulları Yahudilerinden bir adam, kadının haberi olmadan, arka tarafına oturup kadının eteğini bir dikenle sırtına iliştirdi.[194] Kadıncağız ayağa kalkıp edeb yeri açılınca, Yahudiler gülüşmeye başladılar.

Kadının feryadı üzerine, Müslümanlardan bir zât sıçrayıp[195] kuyumcunun ardına düştü[196] ve onu öldürdü. Yahudiler de, toplanıp o Müslümanı şehit ettiler.[197] Müslümanlar da, Yahudilere karşı, Müslümanları imdada çağırdılar.

Böylece, Müslümanlarla Kaynuka oğulları Yahudilerinin araları bozuldu.[198]

Kaynuka oğulları Yahudileri, Yahudilerin en cesaretlileri idiler.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine´ye hicret edip geldiği zaman, onlarla da anlaşma yap-mışü.[199]

Yüce Allah´ın Peygamberimiz Aleyhisselama Bedir´de ihsan buyurduğu fetih ve zafer onların kıskançlıklarını ve taşkınlıklarını açığa vurdurdu.

Aradaki anlaşmayı bozdular.[200]

Kaynuka oğulları Yahudileri, Bedir´le Uhud arasında andlaşma bozan ve Peygamberimiz Aleyhisselamla çarpışmaya kalkan Yahudilerin ilki idi.[201]

Peygamberimiz Aleyhisselam, bunu haber alınca,[202] onları Kaynuka çarşısında topladı ve:

"Ey Yahudi topluluğu! Allah´ın Kureyş´e indirdiği ukubet ve musibet gibi bir ukubet ve musibetin sizin başınıza da gelebileceğinden sakınınız ve Müslüman olunuz!

Çünkü, siz benim gönderilen peygamber olduğumu biliyor ve bunu Kitabınızda ve Allah´ın size gön­derdiği Ahd´de bulmuş bulunuyorsunuz" buyurdu.

Kaynuka oğulları Yahudileri:

"Ey Muhammedi Sen bizi kendi kavmin mi zannediyorsun?!

Kendilerinde harp ilmi olmayan bir kavimle karşılaşman seni mağrur etmesin, aldatmasın!

Sen onlardan bir fırsata nail oldun (onları yenmiş bulundun).

Vallahi, biz eğer seninle harp edersek, muhakkak, bizim nasıl insanlar olduğumuzu o zaman öğrenirsin!" diyerek Peygamberimiz Aleyhisselama meydan okudular.

Bunun üzerine, inen âyet]erde[203] şöyle buyuruldu:

"O küfreden (Yahudi)lere de ki: Yakında, siz de mağlup olacaksınız ve (toptan) Cehenneme sürüle­ceksiniz! O ne kötü yataktır!

(Bedir´de) karşılaşan iki cemiyet hakkında sizin için muhakkak bir ibret vardır.

Onlardan bir cemiyet Allah yolunda dövüşüyordu. Diğeri ise kâfirdi.

Onlar, öbürlerini (Müslümanları) dış gözleriyle kendilerinin iki katı olarak görüyorlardı.

Allah, kimi dilerse, onu yardımı ile destekler.

Şüphe yok ki, bunda kalb gözleri açık olanlar için kesin bir ibret vardır."[204]

Kaynuka oğulları Yahudilerinin ne arazileri, ne ziraatları,[205] ne de hurmalıkları vardı.[206] Hepsi kuyumcu[207] ve tüccar idiler.[208]

Kaynuka oğulları Yahudileri hakkında ne yapılacağı da, bu hususta nazil olan âyette[209] şöyle açık­landı:

"Muahede eden bir kavmin hainliğini (anlar), kesin olarak endişeye düşersen, önce hak ve adalet üzere keyfiyeti kendilerine bildir ve ahitlerini at! Çünkü Allah hainleri sevmez!"[210]

Kaynuka oğulları Yahudilerinin 700 savaş erleri vardı.[211] Bunların 300´ü zırhlı, 400´ü zırhsızdı.[212]

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ben, Kaynuka oğulları Yahudilerinden korkuyorum!" buyurdu.[213]

Şevval ayının ortasında, Cumartesi günü,[214] Ebu Lübabe b. Abdulmünzir´i Medine´de yerine vekil bıraktı.[215]

Beyaz sancağını Hz. Hamza´nın eline verip,[216] Kaynuka oğulları Yahudilerinin üzerine yürüdü. Yahudiler kalelerine çekildiler. Ne ok attılar, ne de çıkıp çarpıştılar.[217]

Kalelerine çekilip sığınmalarını Kaynuka oğullarına Abdullah b. Übeyy b. Selûl emretmiş ve kendi­lerinin de onlarla birlikte kaleye gireceklerini söylemişse de, girmemişlerdir.[218]

Peygamberimiz Aleyhisselam onları on beş gece sıkı bir muhasara altında tuttu.[219]

Yüce Allah onların kalblerine korku düşürdü.[220] Peygamberimiz Aleyhisselamın emir ve hükmüne boyun eğerek kalelerinden inip teslim oldular.

Peygamberimiz Aleyhisselam onların bağlanmalarını emretti ve Münzir b. Kudâme´yi bununla görevlendirdi. Hepsinin elleri arkalarına çekilip bağlandı.[221] Kaynuka oğulları Yahudileri Abdullah b. Übeyy b. Selûl´ün andlaşmalısı idiler.[222]

Abdullah b. Übeyy, Münzir b. Kudâme´ye bağlanmış Kaynuka Yahudilerinin yanında rastlayınca:

"Çözün bağlarını ve serbest bırakın onlan!" dedi.

Münzir b. Kudâme:

"Resûlullah Aleyhisselamın bağlattığı bir kavmi mi çözdüreceksin?! Vallahi, onlardan hiçbir adam, boynu vurulmadıkça çözülemez!" dedi.

Bunun üzerine, Abdullah b. Übeyy b. Selûl fırlayıp Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına vardı, arkasından, elini zırh gömleğinin cebine soktu.[223] Peygamberimiz Aleyhisselama:

"Ey Muhammedi Andlaşmalarım hakkında ihsanda bulun (affet onları)!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam kızdı, yüzünü ondan çevirdi. Yüzünün rengi değişti. Ona:

"Yazıklar olsun sana! Bırak beni!" buyurdu.

Abdullah b. Übeyy:

"Hayır! Vallahi,[224] beni Hadâikve Buas günü[225] aklara ve karalara karşı savunmuş olan 300 [veya 400] zırh gömlekli, 400 [veya 300] zırh gömleksiz andlaşmalılarım hakkında ihsanda bulunmadıkça, seni bırakmam![226]

Sen onları bir tek sabahta öldüreceksin,[227] öldürmek istiyorsun![228]

Ey Muhammedi Sen devrin aleyhimize dönmesinden, başa musibetler gelmesinden korkmaz mısın?[229]

Vallahi, ben devrin aleyhimize dönmesinden ve başımıza musibetler gelmesinden korkan bir kim­seyim.[230] Ben devrin aleyhimize dönmeyeceğinden, başımıza musibetler gelmeyeceğinden emin değil­im!" dedi.[231]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Abdullah b. Übeyy´in onları affettirmek için direnip durduğunu görünce:[232]

"Çözün onların bağlarını! Allah onlara lanet etsin ve onlarla birlikte olanlara da lanet etsin!" diyerek, Medine´den sürülüp çıkarılmalarını emir buyurdu.[233]

Abdullah b. Übeyy b. Selûl Kaynuka oğulları Yahudilerini öldürülmekten böylece kurtardıktan sonra, onları Medine´den sürülmekten de affettirip yerlerinde bıraktırmak için, Yahudilerle birlikte Peygamberimiz Aleyhisselamla konuşmak istedi.

Kapıda Uveym b. Sâideyi buldu.

İçeri girmek isteyince, Uveym b. Sâide, onu geriye itip:

"Resûlullah Aleyhisselam sana izin vermedikçe içeri giremezsin!" dedi.

Abdullah b. Übeyy içeri girmek için Uveym´i itti.

Uveym de kızıp onu itince, Abdullah b. Übeyy´in duvara çarpan yüzünden kan akmaya başladı.

Yahudi andlaşmalılarından, yanında bulunanlar, bağırarak:

"Ey Ebu Hubab! Biz senin yüzünü bu musibete uğratan bir yurtta hiçbir zaman oturmayız ve duru­mu değiştirmeye de gücümüz yetmez!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam Kaynuka oğulları Yahudilerinin mallarını teslim almaya Ubâde b. Sâmit´i memur etti.[234] Ubâde b. Sâmit de, Abdullah b. Übeyy b. Selûl gibi, Kaynuka oğulları Yahudilerinin andlaşmalısı idi.

Kaynuka oğulları Yahudileri Peygamberimiz Aleyhisselamla andlaşmalarım bozup savaşmaya kalkıştıkları zaman, Abdullah b. Übeyy onların işleriyle ilgilenmiş, onların yanında yer almış; Ubâde b. Sâmit ise Peygamberimiz Aleyhisselama gelip:

"Yâ Rasûlallah! Ben Allah´ı ve Allah´ın Resûlünü ve mü´minleri dost edindim! Kaynuka oğulları kâfir­lerinin andlaşmalısı olmaktan ve onların dostluklarından kendimi uzak kıldım!" demiştir.

Bunun üzerine inen âyetlerde[235] şöyle buyurulmustur:

"Ey iman edenler! Yahudileri de, Nasranîieri de kendinize yârve dost edinmeyiniz! Onlar ancak bir birlerinin yaranıdırlar. İçinizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır! Şüphesiz ki, Allah o zalimler güruhuna muvaffakiyet vermez.

İşte, kainlerinde bir maraz bulunan kimselerin ´Musibetin aleyhimize dönmesinden korkuyoruz!1 diy­erek onların arasında koşuştuklarını görürsün. Belki Allah fetih veya kendi katından bir emir getirecek de, onlar yüreklerinde gizledikleri şeye karşı pişman olacaklardır.

İman edenler de, diyecekler ki: ´Her halde, sizinle beraber olduklarına dair yeminlerini te´kide çalışarak Allah´a and içenler, bunlar mı? Onların bütün yaptıkları boşa gitmiş, bu suretle onlar en büyük zarara uğrayan kimseler olmuşlardır!1

Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse, Allah mü´minlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu, Kendisinin onları seveceği, onların da Kendisini seveceği bir kavim getirir ki, onlar Allah yolunda savaşırlar ve hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmezler.

Bu, Allah´ın lütuf ve inayetidir ki, onu, kime dilerse ona verir. Allah ihsanı bol olan, en çok bilendir.

Sizin yârınız ancak Allah´tır, onun Resûlüdür, Allah´ın emirlerine boyun eğici olarak namazı dos­doğru kılan, zekatı veren o mü´minlerdir. Kim Allah´tan, Peygamberinden ve iman edenlerden yüz çevirirse, hiç şüphe yok ki, galebeyi kazanacak olanlar, Allah´ın yardımcılarının ta kendisidirler."[236]

Kaynuka oğulları Yahudileri, Ubâde b. Sâmit´e:

"Ey Velid´in babası! Biz senin andlaşmalın idik. Sen bize ne diye böyle yaptın?!" dediler.

Ubâde b. Sâmit, onlara:

"Siz Resûlullah Aleyhisselama savaş açtığınız zaman, ben Resûlullah Aleyhisselama gidip:

´Yâ Resûlullah! Ben onlardan ve onlarla yapmış olduğum andlaşmadan uzağım!´ dedim" dedi.

Abdullah b. Übeyy de,

"Sen andlaşmalılarından uzaklaşün ha?! Onların bu hususta sende tutuştuğu eli vardı!?" dedi.

Ubâde b. Sâmit:

"Ey Hubab´ın babası; kalbler değişti. İslâmiyet ahidleri yok etti!" dedi.

Kaynuka oğulları Yahudileri ne üç gün içinde Medine´yi terketm eleri emredildi.

Verilen üç günlük mühlet bitince, Kaynuka oğulları Yahudileri Şam´a doğru yola çıktılar.

Ubâde b. Sâmit onlarla birlikte Zübab´ın arkasına kadar gidip oradan geri döndü.

Kadınlar ve çocuklar develere bindirilmişlerdi. Erkekler yaya yürümekte idiler.

Vadi´I-kura´ya varınca, orada bir ay oturdular.

Vâdi´l-kurâ Yahudileri onların yayalarına binek, kendilerine de yiyecek verdiler.

Kaynuka oğulları Yahudileri Ezriat´a kadar gidip orada yerleştiler.[237] Orada yaşamları da pek az sürdü.[238] Yok olup gittiler.[239]

Kaynuka oğulları Yahudilerinin kalelerinde pek çok silah ve kuyumculuk âlet ve edevatı bulunuyor­du.

Peygamberimiz Aleyhisselam; kendisi için: Ketum, Revha´, Beyzâ diye anılan 3 yay ile,

adet zırh gömlek,

adet kılıç,

3 adet de mızrak aldı.

Muhammed b. Mesleme ile Sa´d b. Muaz´a da birer zırh gömlek hediye etti.

Peygamberimiz Aleyhisselam; Kaynuka oğulları Yahudilerinin bıraktıkları mallarından başkuman­danlık hakkı olarak beğendiği yay, kılıç ve zırh gömlekler ve mızraklarla beşte birini ayırdıktan sonra, kalan beşte dördünü Müslümanlar arasında bölüştürdü.[240]

Sağdıye diye anılan zırh gömlek, Davud Aleyhisselamın Calut´la çarpışmaya çıktığı zaman üzerinde bulunan zırh gömlekti.[241]

Osman b. Maz´un´un Vefat Edişi

Ensar kadınlarından Ümmül-A´lâ´nın bildirdiğine göre; Mekkeli Muhacirler Medine´ye hicret edip geldikleri zaman, Ensar (Medineli Müslümanlar) onları evlerine indirip ağırlamak için paylaşamadılar, nihayet kur´a çekiştiler.

Kur´ada Osman b. Maz´un kendilerine düştü.[242]

Osman b. Maz´un, onların yanlarında iken hastalanıp,[243] Bedir savaşından sonra,[244] Hicretin 30. ayında, Şaban ayının başlarında[245] vefat etti.[246]

Vefat ettiği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam onun yanına girdi.[247] İki gözünün arasından[248] öptü.[249] Ağladı.[250] Gözlerinden akan yaşlar onun yanağına damladı .[251]

Osman b. Maz´un yıkandı, giydiği elbisesi ile de kefenlendi.[252]

Peygamberimiz Aleyhisselam, onun üzerine dört tekbirle namaz kıldı.[253]

Ümmü´l-A´lâ, Osman b. Maz´un´a:

"Ey Ebu Sâib! Allah seni rahmetine kavuşturdu! Allah´ın sana ikramda bulunduğuna ben şehadet ederim!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Allah´ın ona ikramda bulunduğunu sen nereden biliyorsun?" diye sordu.

Ümmü´l-A´lâ:

"Bilmiyorum! Babam, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah! Allah ona ikram etmez de, kime eder?" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ona Rabbinden ölüm gelmiş, şimdi o ölmüş bulunuyor.

Vallahi, ben onun hakkında ancak hayır dilerim.

Ben, Allah´ın Resûlü olduğum halde, bana ne yapılacağını ben bilmem!" buyurdu.[254]

Osman b. Maz´un´un zevcesi de:

"Osman b. Maz´un! Cennet sana kutlu olsun!" demişti.

Peygamberimiz Aleyhisselam ona hiddetli bir bakışla bakıp:

"Sen bunu nereden biliyorsun?!" diye sordu.

Kadın:

"Yâ Rasûlallah! O senin süvarin ve sahabin ya!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Vallahi, ben onun iyiliğinden başka birşey bilmiyorum!

Ben Resûlullah olduğum halde, bana ne yapılacağını ben bilmem![255]

Onun hakkında, ´O Allah´ı ve Resûlünü severdi´ demen yetişir!" buyurdu.[256]

Ümmü Hârice de Osman b. Maz´un´un vefatında onun mutluluğa erdiğini tebrik ve tebşir edince, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Kim bu konuşan?" diye sordu.

Ümmü Hârice:

"Yâ Rasûlallah! Osman b. Maz´un´durbu!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Evet! Osman b. Maz´un´dur bu! Onda biz hayırdan başka birşey görmedik!

Bununla birlikte, Resûlullah olduğum halde, vallahi bana ne yapılacağını ben bilmem!" buyurdu.[257]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Osman b. Maz´un gibi faziletli bir sahabi hakkında böyle buyurması ashaba çok ağır geldi, onları kaygılandırdı.[258]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Osman b. Maz´un için:

"Sen dünyadan hiçbir şeye bürünmeden çıkıp gittin!" buyurdu ve onu Bakiyy kabristanında hazır­lanan kabrine gömdürdü.[259]

"Osman b. Maz´un; o, bizim ne güzel selefimizdir!"´ buyurdu.[260]

Allah ondan razı olsun!

Osman b. Maz´un´un kabrinin başında, Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte, Osman b. Maz´un´un oğlu Sâib, Osman b. Maz´un´un iki kardeşi Abdullah ve Kudâme ile Hâris´in oğlu Ma´mer de ayakta dik-ildiler.[261]

Bakiyy kabristanına Muhacir Müslümanlardan ilk gömülen, Osman b. Maz´un oldu.[262]

Peygamberimiz Aleyhisselam kızı Hz. Rukayyeyi kabre koydururken de:

"Hayırlı selefimiz Osman b. Maz´un´a katıl!" buyurmuştur.[263]

Ümmü´l-A´lâ der ki:

"Osman b. Maz´un´dan dolayı mahzun bir halde uyuduğum zaman, rüyamda ona ait akar bir su gördüm. Gidip bunu Peygamber Aleyhisselama haberverdim. Peygamber Aleyhisselam ´Bu, onun ame­lidir!´ buyurdu."[264]

Hz. Fâtıma´nın Hz. Ali ile Nikâhlanışı ve Evlenişi

Hz. Fâtıma´nın Talipleri

Hz. Fâtıma´ya ilk önce Hz. Ebu Bekir talip oldu.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Ey Ebu Bekir! Ben onun hakkında ilahî hükmü bekliyorum" buyurdu.

Hz. Ömer Hz. Ebu Bekir´in yanına gelince, Hz. Ebu Bekir bunu ona haber verdi.

Hz. Ömer:

"Ey Ebu Bekir! Resûlullah Aleyhisselam seni reddetmiş!" dedi.

Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer´e:

"Fâtıma´yı Peygamber Aleyhisselamdan sen de iste!" dedi.

Hz. Ömer gidip isteyince, Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Ebu Bekir´e söylediği gibi:

"Ben onun hakkında ilahî hükmü bekliyorum!" buyurdu.

Hz. Ömer Hz. Ebu Bekir´e haber verdi.

Hz. Ebu Bekir ona:

"Ey Ömer! Resûlullah Aleyhisselam seni reddetmiş!" dedi .[265]

Kureyş eşrafından daha başka zâtlar da, Hz. Fatma´yı Peygamberimiz Aleyhisselamdan istediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam, hepsine de, Hz. Ebu Bekir´e verdiği cevap gibi cevaplar verdi.[266]

Hz. Ali der ki:

"Azadlı kadın kölem, bana:

´Fâtıma´nın Resûlullah Aleyhisselamdan istenildiğini biliyor musun?´ diye sormuştu. Ona:

´Bilmiyorum!´ dedim.

´Resûlullah Aleyhisselama gidip Fâtımayı sana nikahlamasını istemekten seni alıkoyan nedir?´ diye sordu.

´Yanımda, onunla evlenebileceğim birşeyim yok!´ dedim.

´Resûlullah Aleyhisselama gidersen, onu muhakkak sana nikâhlar!´ dedi.

Vallahi, bu hususta bana yalvarmaktan geri durmadı."[267]

Hz. Ali´ye akrabaları (Hâşim oğulları) da:

"Fâtıma´yı, Resûlullah Aleyhisselama gidip, bir de sen iste bakalım!" dediler.

Hz. Ali:

"Ebu Bekir ve Ömer´den sonra ha!?[268] Ebu Bekir ve Ömer reddedildikten sonra benim de red­dedilmeyeceğimden emin değilim![269] Resûlullah Aleyhisselam, Fâtıma´yı, isteyen Kureyş eşrafından hiçbirine nikahlamadı" dedi.[270]

Hz. Ali´ye, akrabaları, kendisinin Resûlullah Aleyhisselamla olan yakın akrabalığını ileri sürerek[271] Hz. Fâtıma´yı ondan istemesi için baskı yaptılar.[272] Sa´d b. Muaz da, bu hususta Hz. Ali´yi teşvik ve ikna etti.[273]

Hz. Ali derki:

"Nihayet, Resûlullah Aleyhisselamın huzuruna girdim. Kendisinin bütün manevî vakar ve heybeti üzerindeydi.

Önüne oturdum, susup durdum, konuşmaya kadir olamadım.

Bana:

´Sen neye geldin, senin bir hacetin mi var?

Herhalde Fâtıma´yı istemeye geldin! buyurdu.

´Evet!´ diyebildim."[274]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Ali´ye:

"Fâtıma´ya mehir olarak verebileceğin, yanında birşey var mı?" diye sordu.

Hz. Ali:

"Atım ve küçük bir zırh gömleğim var!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Atın sana lâzımdır. Zırh gömleğini sat!" buyurdu.[275]

Bunun üzerine, Hz. Ali zırh gömleğini Hz. Osman´a[276] 480 dirheme sattı.[277] Hz. Osman da, onu hediye olarak Hz. Ali´ye geri verdi.

Hz. Ali dirhemlerve zırh gömlekle gelince, Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Osman´a dua etti.[278]

Hz. Ali, 480 dirhemi Peygamberimiz Aleyhisselamın önüne koydu.

Peygamberimiz Aleyhisselam ondan bir avuç alarak Bilal-i Habeşî´ye verip koku alınmasını ve Hz. Fâtıma´ya çeyiz hazırlamalarını emir buyurdu.[279]

Hz. Fâtıma´nın Çeyizi ve Ev Eşyası

1- 1 adet kadife yorgan,[280]

Bunu uzunluğuna örtündükleri zaman sırtları açılır, enine örtündükleri zaman başları açılırdı.[281]

2- Yüzü deri, içi lif dolu, dayanılacak, yaslanılacak 1 adet yüz yastığı ,[282]

3- İkisinin içi lif, ikisinin içi de yün dolu 4 adet yastık,

4- Birinin yüzü keten bezi içi lif, diğerinin yüzü keten bezi içi ot dolu 2 adet döşek,[283]

5- Tabaklanmamış 1 adet koç postu.[284]

Uyuyacakları zaman, bu postun yünlü tarafını üstüne çevirip döşek yaparlar, başlarını da yüzü deri­den, içi lif dolu yastığa koyarlardı.[285]

6- Hurma yaprağından bükülü iple örülmüş 1 adet şerir (somya),[286]

7- Gönden dikilmiş 1 adet su kırbası (tulumu),[287]

8- Topraktan (saksıdan) yapılmış 2 adet çanak çömlek,

9- Gönden dikilmiş 1 adet su bardağı ,[288]

10- 1 adet elek,

11- 1 adet silgi bezi.[289]

12- 2 adet el değirmeni.[290]

13- Ensar kadınlarından birisi tarafından Hz. Fâtıma ile Hz. Ali´ye hediye edilen, eski Yemen işi,
sanatlı, üzerleri gümüşle işlenmiş 2 kat elbise[291]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Nikâhta Hutbe İrad Edişi ve Nikâh Kıyışı

Enes b. Malik der ki:

"Günlerce sonra, PeygamberAleyhisselam, beni yanına çağırıp:

´Ey Enes! Git, bana Ebu Bekri´s-Sıddık´ı, Ömerb. Hattab´ı, Osman b. Affan´ı, Abdurrahman b. Avf´ı, Sa´d b. Ebi Vakkas´ı, Talhayı, Zübeyr´i ve Ensardan bir hayli sayıda Ensarı benim yanıma çağır!1 buyur­du.

Ben de gidip onları çağırdım.

Onlar Peygamber Aleyhisselamın yanında toplandıkları zaman, Peygamber Aleyhisselam:

´Hamd olsun Allah´a ki, verdiği nimetlerle övülen O´dur!

Kuvvet ve kudretinden dolayı kendisine ibadet edilen O´dur!

Mülk ve saltanatından dolayı kendisine boyun eğilen O´dur!

Azabından korkulan, yanındaki nimetleri umulan O´dur!

Yerde ve göklerde hükmünü yürüten O´dur!

Kudretiyle halkı yaratan, hikmetiyle mümtaz kılan, izzetiyle sağlamlaştırman O´dur!

Gönderdiği dini ve Peygamberi Muhammed´le halkı şereflendiren O´dur!

Yüce Allah karşılıklı hısımlıkla nesebleri birbirine katmayı emir buyurmuş, Tarz kılmış ve bununla günahları ortadan kaldırmıştır.

Yüce Allah kazanın kadere göre, kaderin de kazaya göre cereyanını emir buyurmuştur.

Her kaderin eceli, her ecelin de Kitab´da yeri vardır.

Yemhullâhü mâ yeşâu ve yusbitu ve indehû ummu´l-kitâb [Ra´d: 39= Allah ne dilerse (onu yapar. Bazısını) imha eder (vücûda getirmez, bazısını da) vücuda getirir. Ana Kitab (LevM Mahfuz) O´nun nez dindedir].

Yüce Allah, Hatice´nin kızı Fatma´yı Ebu Talib´in oğlu Ali´ye nikahlamamı bana emir buyurdu.

Sizler şahit olunuz: Fâtıma´yı 400 miskal gümüş mehirle Ali´ye nikahladım1 buyurdu.

Sonra da, bir tabak hurma koruğu, çağlası getirtip önümüze koydurdu ve kapıştırdı.

Fâtıma ile Ali hakkında da:

´Allah sizin dağınık işlerinizi toplasın! Nikâhınızı mübarek kılsın! İkinizden güzel ve pek çok nesil çıkarsın![292] Allah´ım! Bu evliliği ikisi hakkında da mübarek kıl!´ diyerek dua etti."[293]

Gerdek Töreni ve Dua

Peygamberimiz Aleyhisselamın dadısı Ümmü Eymen Bereke Hatunun anlattığına göre; Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Fâtıma´yı gerdeğe koyacağı zaman, kendisi gelinceye kadar Hz. Fâtıma´nın yanına girmemesini Hz. Ali´ye emir buyurmuştu.

Peygamberimiz Aleyhisselam gelip kapıyı çaldı.

Ümmü Eymen Hatun karşıladı.

Peygamberimiz Al eyhisselam selam verdi. İçeri girmek için izin istedi. İzin verilince, içeri girdi ve:

"Kardeşim burada mı?" diye sordu.

Ümmü Eymen Hatun:

"Babam, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah! Senin kardeşin kim?" dedi.

Peygamberimiz Al eyhisselam:

"Ali b. Ebi Talib!" buyurunca, Ümmü Eymen Hatun:

"Sen kızını onunla nikahladığına göre, o senin nasıl kardeşin olur?" dedi.

Peygamberimiz Al eyhisselam:

"Evet! Bu, böyledir! [Yâni, o benim dinde kardeşim olur, Fâtıma ile evlenmesinde dinen sakınca yok­tur]" buyurdu.[294]

Sonra da, bir kapla su getirtti, abdest aldı.[295]

Hz. Ali´yi çağırdı. Abdest suyundan onun göğsüne ve iki omuzunun arasına serpti.

Sonra Hz. Fâüma´yı çağırdı.

Ona da aynısını yaptıktan, göğsüne ve iki omuzunun arasına su serptikten sonra, kendisini ev halkının en hayırlısına nikahladığını söyledi.[296]

Peygamberimiz Al eyhisselam, Hz. Fâtıma için, önünden ve ardından:

"Ey Allah´ım! Fâtıma ve zürriyeti hakkında, kovulmuş şeytandan sana sığınırım!" diyerek dua etti.

Hz. Ali için de aynı şekilde dua ettikten sonra, ona:

"Allah´ın ismi ve bereketiyle gir zevcenin yanına!" buyurdu.[297]

Peygamberimiz Al eyhisselam, evlenen bir kimseyi tebrik edeceği zaman :

"Allah bunu senin için mübarek kılsın!

Allah´ın bereketi senin üzerinde olsun!

Allah ikinizi hayırda birleştirsin!" diyerek dua ederdi.[298]

Velime Cemiyeti ve Ziyareti

Peygamberimiz Aleyhisselam, Bilal-i Habeşî´ye:

"Ey Bilal! Ben evlenme sırasında ümmetimin yemek yedirmelerini sünnet edinmelerini arzu ediyo­rum[299] Ali için bir velime ziyafeti gerekir!" buyurunca, Ensardan Sa´d b. Muaz:

"Benden bir koç var!"

Kimisi

"Benden şu var!"

Kimisi de:

"Benden şu kadar dan var!" dedi.[300]

Hz. Ali yarım ölçek arpa almak için zırh gömleğini birYahudiye rehin olarak bıraktı .[301]

Düğün yemeği hays diye anılan tatlı biryemekti[302] ki, çekirdeği çıkarılmış hurma, saf yağ ve yoğurt kurusu ile iyice karılıp karıştırılmak, bazan içine sevık (kavut) da katılmak suretiyle yapılan bir yemek-ti.[303]

Muhacirler ile Ensar takım takım gelerek yemek yiyip dağıldılar.[304]

Hz. Fâtıma´nın Hz. Ali ile evlenişi Hicretin 2. yılında, Bedir savaşından sonra,[305] Zilhicce ayında idi.[306]

Peygamberimiz Aleyhisselama Ev Halkı İçinde En Sevgili Olanları

Peygamberimiz Aleyhisselama, ev halkı içinde kadınlardan en sevgilisi Hz. Fâtıma, erkeklerden de

Hz. Ali idi.[307]

Peygamberimiz Aleyhisselam bir gazadan, bir seferden dönüp Medine´ye geldiği zaman, ilk önce Mescide gidip iki rekat namaz kılar, sonra Hz. Fâtıma´ya uğrar, daha sonra zevcelerinin yanına gider­di.[308]

Yeni Evlilerin Dilekleri

1- Yeni evliler bir müddet sonra Peygamberimiz Aleyhisselama başvurarak kendilerine bir ev ver­mesi için Neccar oğullarından Harise b. Numan´a söylemesini rica ettiler.

Peygamberimiz Aleyhisselam onların bu isteğini Hârise´ye duyurmaktan utandı.

Fakat, Harise b. Numan bunu haber alınca, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldi ve:

"Yâ Rasûlallah! Haber aldım ki, F âtım a ayn bir eve taşınmak için sana başvurmuş. Neccar oğulları evlerinin en yakını olan benim şu evlerim, senindir! Benim canım ve malım ancak Allah´ın ve Resûlünündür!

Vallahi yâ Rasûlallah! O mülkü benden alman, bana bırakmandan daha hoş, daha makbuldür" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam;

"Doğru söyledin! Allah senin mallarını bereketlendirsin!" buyurdu. Verilen eve Hz. Fâtıma´yı yer­leştirdi.[309]

2- Hz. Ali, bir gün, Hz. Fâtımaya:

"Vallahi, değirmen taşı dişemek, bilemekten göğsüm rahatsızlaştı, ağnr oldu.

Yüce Allah babana esir göndermiştir. Gitsen de, esirin bana yardım etmesini babandan istesen!" dedi.

Hz. Fâtıma:

"Vallahi, benim de un öğütmekten ellerim kabardı" dedi ve kalkıp Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gitti.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Fâtımaya:

"Ey kızcağızım! Ne için geldin?" diye sordu.

Hz. Fâtıma:

"Sana selam vereyim diye geldim!" dedi, isteğini dile getirmekten utanıp geri döndü.

Hz. Ali, ona:

"Ne yaptın?" diye sordu.

Hz. Fâtıma:

"İsteğimi dile getirmekten utandım" dedi.

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına ikisi birlikte gittiler.

Hz. Ali:

"Vallahi yâ Rasûlallah! Değirmen taşı dişemek, bilemekten göğsüm rahatsızlaştı, ağnr oldu" dedi.

Hz. Fâtıma da:

"Ün öğütmekten ellerim kabardı. Allah´ın sana gönderdiği esiri bize hizmet ettirsen de, biraz fer-ahlasak, güçlensek!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Vallahi, onu size hizmet ettirmek için veremem!

Ben daha Ehl-i Suffayı çağırıp da karınlarına sokacak, kendilerini giyindirecek birşey bulamadım.

Ben onu satıp Ehl-i Suffayı geçindireceğim!" buyurdu.

Hz. Fâtıma ve Hz. Ali, evlerine döndüler.

Peygamberimiz Aleyhisselam, onların yanlarına vardı ve:

"Ben size benden istediğiniz şeyden daha hayırlısını haber vereyim mi?" diye sordu.

"Olur! Haber ver!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Döşeğinize gireceğiniz zaman 33 defa ´Sübhânallah´ diyerek teşbih ediniz.

defa ´Elhamdülillah´ diyerek Allah´a hamd ediniz.

defa da ´Allahuekber!1 diyerek Allah´ı tekbir ediniz.[310]

Ey Fâtıma! Allah´tan kork! Rabbinin emrini yerine getir! Kocanın hizmetini de gör!" buyurdu.[311]

Bunun üzerine, Hz. Fâtıma:

"Ben Allahtan ve Allah´ın Resûlünden razıyım!" dedi[312] ve bunu iki kere tekrarladı.[313]

Yeni Evlilerin Altı Ay Sabah Namazlarına Kaldırılışı

Peygamberimiz Aleyhisselam; altı ay, sabah namazına çıkarken Hz. Fâtıma´nın kapısının önünde durup:

"Ey Muhammed´in ev halkı! Haydi namaza!" buyurmuş ve Ahzab sûresinin "...Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden günah kirini gidermek, sizi tertemiz yapmak ister!" mealindeki 33. âyetini okumuştur. [314]

Ziynet Eşyası Hususunda Hz. Fâtıma´nın Uyarılışı

Peygamberimiz Aleyhisselam bir gün Hz. Fâtıma´nın kapısına geldiği zaman, Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin´in üzerlerine gümüşten birer bilezik dikildiğini görür görmez, içeri girmeden geri döndü.

Hz. F âtıma, Peygamberimiz Aleyhisselamın bu bileziklerden dolayı içeri girmediğini tahmin ederek, onları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin´in üzerlerinden söktü.

Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ağlaşmaya başlayınca, onları aralarında bölüştürdü. Ağıtları dinleme­den, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına vardılar.

Peygamberimiz Aleyhisselam bilezikleri alıp Sevban´a:

"Ey Sevban! Şunları filan oğullarına götür!

Fâtıma´ya deniz hayvanı dişlerinden yapılan bir gerdanlıkla fil kemiğinden yapılan iki bilezik satın al!

Çünkü, bunlar benim ev halkımdır!

Onların dünya hayatlarında, dünya metal arının üstünlerinden nasiplenmelerini arzu etmem!" buyur-du.[315]

Resûlullah Aleyhisselam bir gün Hz. Fâtıma´ya gelmişti. Kapının işlemeli, süslü perde ile perdelen­miş olduğunu görünce, içeriye girmeden dönüp geri gitti. Hz. Ali gelip Hz. Fâtıma´yı üzüntülü görünce: "Sana ne oldu?" diye sordu. Hz. Fâtıma da:

"Resûlullah Aleyhisselam bana gelmişti. Fakat içeri girmedi. Buna üzülüyorum! dedi. Hz. Ali hemen Resûlullah Aleyhisselamın yanına vardı ve:

"Yâ Rasûlallah! Sen Fâtıma´ya gelmiş, içeriye girmemişsin. Bu onu son derece üzmüş!" dedi. Resûlullah Aleyhisselam:

"Benim dünya ile ne işim var? Benim işlemeli perde ile ne işim var?" buyurdu. Hz. Ali Hz. Fâtıma´ya gelip Resûlullah Aleyhisselamın sözünü haberverdi. Hz. Fâtıma:

"Resûlullah Aleyhisselama sor: O perdeyi ne yapmamı emrediyor?" dedi. Resûlullah Aleyhisselam: "Fâtıma´ya söyle! O perdeyi filan oğullarına göndersin!" buyurdu..[316]

Zekat Farizası

Zekat ve Sadakanın Anlam ve Hikmetleri

Zekat; lugatta, temizlik, nema (artma, çoğalma), medih (övgü) demek olup, Kur´ân-ı Kerîm´de ve hadis-i şeriflerde bütün bu anlamlarda kullanılmıştır.[317]

Zekata zekat denilmesi, zekatı verilen malın dünyada halefi ile çoğalıp artmasından, ahirette de sevaba vesile olmasından dolayıdır.[318]

Nitekim Kur´ân-ı Kerîm´de:

"...(Hayır için), ne harcarsanız, O (Allah), bunun ardından (daha iyisini) lutfeder;"[319]

"Onların mallarından bir sadaka al ki, bununla kendilerinin (günahlardan) temizlenmelerine ve hasenelerinin çoğalarak muhlisler derecesine yükselmelerine sebep olur" buyumnuştur.[320]

Mallar zekatla, bedenler de fitır sadakası ile arınır.[321]

Sadaka da, zekat gibi, insanın malından bir kısmını Allah´a yakınlık maksadıyla ayırıp yoksullara verdiği şeye denilmekle birlikte; zekat, genel olarak farzlarda, sadaka ise nafilelerde kullanılagelmiştir.

Kur´ân-ı Kerîm´de bazan zekat yerine sadaka sözü de kullanılmıştır.[322]

Zekatın Daha Önceki Peygamberlerin Şeriatlarında da Yer Alışı

Kur´ân-ı Kerîm´de açıklandığına göre; İbrahim, İshak ve Yâkub Aleyhisselamlara da zekat emredilmiş;[323] İsrail oğullarından da zekat için kesin söz alınmış,[324] zekat verenler azaptan kurtulup ilahî rahmete ermişlerdir.[325]

İsmail Aleyhisselamın da kavmine zekatı emrettiği;[326] İsa Aleyhisselama da zekatın emmiunduğu görülür.[327]

İslam Dininin Beş Temelinden Birisi Olan Zekatın Mahiyeti ve Farz Kılınış Tarihi

Zekat ve sadaka aslında zenginlerin fakirlere bir bağışlan değil, Yüce Allah´ın zenginlerin mallarına yoksullar için koymuş olduğu bir haktır,[328] İslâm dininin beş temelinden birisini oluşturan bir zenginlik vergisidir.[329]

Zekat, zengin Müslümanlara farz olarak emredilmiş,[330] Kur´ân-ı Kerîm´de 32 defa namazla birlikte anılmıştır.

Zekat, Hicretin 2. yılında, Ramazan´dan ve fıtır sadakasının vacib kılınmasından sonra farz kılın-mıştir.[331]

Zekat, farz ve vacib olmak üzere ikiye ayrılır. Farz olan zekat, mal zekatıdır. Vacib olan zekat da, fıtır sadakasıdır.[332]

Zekatın Nelerden ve Ne Kadar Verileceğinin Allah´ın Emriyle Peygamberimiz Aleyhisselam

Tarafından Bir Yazı ile Tesbit ve Tahsil Edilişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Yüce Allah´tan telakki eylediği emir üzerine,[333] zekat (in nelerden, kaçta kaç verileceği ve ne kadar malı olana farz kılındığı) hakkında yazdırdığı yazıyı kılıcına bağladı, vefatına kadar yanında bulundurdu v